Bir ülkede güven kaybolduysa, geriye ne kalır?
Bir ülkede güven kaybolduysa, geriye ne kalır?
Nereden başlayacağımı bilmiyorum...
Ama bildiğim bir şey var: Ben artık ne bir partinin ne de bir siyasetin tarafındayım. Çünkü bugün geldiğimiz noktada insanın tarafını belirleyecek kadar güven duyabileceği bir yer bulmak giderek zorlaşıyor.
Milletçe hayatı gelişine yaşamaya başladık.
Ne bir hedefimiz var ne de geleceğe dair ortak bir ufkumuz...
En acısı da ne biliyor musunuz?
Kime güveneceğimizi şaşırdık.
Her yerde bir güvensizlik, her yerde bir “kim kimi kandırır?” hesabı...
Eskiden insanların birbirine selamı, hatırı, gönül bağı vardı. Şimdi en küçük meselede kavga ediyoruz. Küçük küçüklüğünü, büyük büyüklüğünü bilmiyor. Saygı azalıyor, hoşgörü kayboluyor.
Bir araya geliyoruz.
Sohbet edeceğiz sanıyoruz.
Ama konu dönüp dolaşıp paraya geliyor.
“Kim ev aldı?”
“Kim araba sattı?”
“Kim arsaya yatırım yaptı?”
Muhabbet dediğimiz şey, neredeyse bir servet yarışına dönmüş durumda.
Evlerimizin içi ise daha da acı...
Herkes telefonuna gömülmüş. Televizyon duvarda boşuna çalışıyor.
Oysa bir zamanlar televizyonun karşısına geçebilmek için akşamı iple çekerdik.
Şimdi aynı evin içinde birbirimize yabancılaşıyoruz.
Çocuklarımızın dünyası başka, bizim dünyamız başka...
Anne-baba çocuk yetiştirmeye çalışırken bazen çocuklar anne-babalarına hayat dersi veriyor. Herkes gergin, herkes sinirli, herkes biraz kırgın.
Sokağa çıkıyoruz; başka bir dünya...
Evlerimize dönüyoruz; başka bir dünya...
Peki bütün bunların sorumlusu kim?
Sadece biz miyiz?
Elbette değil.
Bir de ülkeyi yönetenlerimiz var.
Onlara bakıyoruz, başka bir tablo görüyoruz.
Belediyeyi alanın belediyesi, hükümeti alanın hükümeti...
Vatandaş ise bütün bunların arasında kendi derdine çare arıyor.
Emekli geçinemiyor.
Asgari ücretli ay sonunu getirmeye çalışıyor.
Esnaf borçla boğuşuyor.
Genç, geleceğini sorguluyor.
Aileler çocuklarının geleceği için endişeleniyor.
Biz ise hâlâ birbirimizle kavga ediyor, birbirimizin tuttuğu tarafı savunuyoruz.
Asıl mesele belki de burada başlıyor.
Biz birbirimizle uğraşırken, tepede kim ne yapıyor?
İşte bunu sormayı unutmamak gerekiyor.
Bir aile bakanı düşünün...
Ben o makamda olsam, aklımda ilk olarak ülkenin aileleri olurdu.
“Bu akşam kaç çocuk yatağa aç girecek?”
“Kaç anne çocuğunun ihtiyacını karşılayamayacak?”
“Kaç baba evine eli boş dönecek?”
Bunları düşünmekten uykum kaçardı.
Çünkü aile, toplumun temelidir.
Aile çökerse toplum sarsılır.
Güven çökerse devletin vatandaşla bağı zedelenir.
Adalet duygusu yara alırsa insanlar birbirine bakarken bile şüphe etmeye başlar.
İşte bugün en büyük kaybımız belki de budur:
Paramızdan önce güvenimizi kaybediyoruz.
Ortaya çıkan her yeni olay, her yeni iddia insanlarda aynı soruyu doğuruyor:
“Bunlara nasıl güveneceğiz?”
Dolandırıcılık olayları da bunun başka bir yüzü...
İnsanlar yıllarca alın teriyle kazandığı parasını bir anda kaybedebiliyor. Üstelik bazen en yakınındaki insanın yardım isteğine “Param yok.” diyenler, kolay kazanç vaadine bütün birikimini yatırabiliyor.
Sonra da geriye tek bir soru kalıyor:
İnsan neden kolay paraya bu kadar inanıyor?
Çünkü geçim zor.
Çünkü umut pahalı.
Çünkü insanlar kısa yoldan nefes alabilecekleri bir kapı arıyor.
Ve tam da burada vicdan, hukuk ve denetim devreye girmek zorunda.
Bu ülke çok şey gördü.
Talan da gördü, yolsuzluk iddiaları da gördü, ekonomik krizler de yaşadı, siyasi kavgalara da şahit oldu.
Ama bütün bunlara rağmen bu millet hâlâ ayakta.
Çünkü bu toprakların insanı güçlüdür.
Bazen yöneticiler değişir.
Partiler değişir.
Sistemler değişir.
Ama millet kalır.
O yüzden belki de artık birbirimize daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor.
En küçük tartışmada birbirimize saldırmak yerine konuşmayı...
Birbirimizi dinlemeyi...
Komşumuzun derdini sormayı...
Yaşlımıza, gencimize, çocuğumuza sahip çıkmayı yeniden öğrenmeliyiz.
Çünkü yarın başımıza ne geleceğini hiç kimse bilmiyor.
Bugün güçlü olanın yarın yardıma ihtiyacı olabilir.
Bugün parası olanın yarın dost araması gerekebilir.
Bugün makamda olanın yarın sıradan bir vatandaş olarak aynı sokağın kaldırımında yürümesi mümkündür.
Hayat böyledir.
Makam geçer.
Para geçer.
Şöhret geçer.
Geriye insanlığımız kalır.
Eskiden bu ülkenin zor zamanlarında ortaya çıkıp insanlara “Durun!” diyebilen, millete umut verebilen siyasi liderler vardı.
Bugün ise hepimizin daha çok birbirimize ihtiyacı var.
Kimse kimseyi siyasi görüşünden dolayı düşman görmesin.
Kimse kimseyi küçümsemesin.
Kimse kimsenin ekmeğine göz dikmesin.
Ve kimse, milletin sırtından yükselmeyi marifet sanmasın.
Çünkü bu milletin sabrı sonsuz değildir.
Bugün emekliyi düşünmeyen,
asgari ücretliyi görmeyen,
esnafın derdini duymayan,
gençlerin geleceğe dair kaygılarını önemsemeyen,
ailenin yükünü görmezden gelen herkes bir gün dönüp bu millete bakmak zorunda kalacaktır.
Bizim istediğimiz çok şey değil.
Adalet istiyoruz.
Güven istiyoruz.
Liyakat istiyoruz.
İnsan gibi yaşamak istiyoruz.
Ve artık kimsenin zenginleşirken fakirin daha da yoksullaşmasını normal görmesini istemiyoruz.
Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele haysiyet.
Mesele adalet.
Mesele insan olmak.
Ve günün sonunda geriye şu acı gerçek kalıyor:
ZENGİN FONUNA,
FAKİR DONUNA KADAR SOYULUYORSA...
Bize düşen artık birbirimizi soymak değil, birbirimize sahip çıkmaktır.
Çünkü bu ülke hepimizin…
TÜRKİYE TÜRKİYE'DEN DAHA BÜYÜKTÜR…