“Işıklarda uyusun… Işıklar yoldaşı olsun… Devr-i daim olsun…”
“Işıklarda uyusun… Işıklar yoldaşı olsun… Devr-i daim olsun…”
Son zamanlarda ölümün de başına yeni bir sözlük icat ettik. İnsan ölüyor, fakat cenazesinin arkasından sanki bir fantastik film karakteri uğurluyoruz “Işıklarda uyusun.” Nerede uyuyacak? Hangi ışıkta? Kim açacak o ışığı? Elektrik faturası kimin üzerine olacak, onu da henüz bilmiyoruz.
Bir de meşhur cümle var “Devr-i daim olsun.”
İşte burada insan ister istemez durup düşünüyor: Merhum nereye dönecek?
Devir daim neyin devri? Dünyanın mı, makamın mı, koltuğun mu, mesainin mi? Adam öldü kardeşim! Siz hâlâ devir teslim töreni yapıyorsunuz. “Devr-i daim olsun” deniliyor. Sanki merhum belediyeden emekli olmuş da makam odasının anahtarını teslim etmemiş!
Bir insanın ölümünün ardından “devri daim olsun” demek bana hep şu komik manzarayı düşündürüyor: Rahmetli öte tarafta kapıya varıyor, görevli soruyor:
“Buyurun, nereye?”
“Devir daim için geldim.”
“Beyefendi, burası su pompası dairesi değil.”
Bir başkası da “ışıklar yoldaşın olsun” diyor. İyi de kardeşim, insanın ölümden sonraki yolculuğunda yoldaş arıyorsak neden Allah’ın rahmetini, mağfiretini ve nurunu anmıyoruz? Işıklar yoldaş olmuş. Peki ışığı kim yaratmış? Nurun sahibi kim? Ölünün ihtiyacı metaforik bir ampul mü, yoksa rahmet mi?
Asıl mesele burada başlıyor.
Müslüman bir toplumun ölüm karşısında asırlardır kullandığı çok açık bir dil var: “Allah rahmet eylesin.” “Mekânı cennet olsun.” “Kabri nur olsun.” “Rabbim günahlarını bağışlasın.”
Bunlar sadece geleneksel kalıplar değildir. Bunların her biri bir inancı, bir ölüm tasavvurunu ve bir duayı taşır.
Sonra birileri çıkıyor ve bu dili mümkün olduğunca dünyevî, belirsiz ve inançtan arındırılmış ifadelerle değiştiriyor “Işıklar içinde uyusun.” “Işıklar yoldaşı olsun.” “Devr-i daim olsun.”
Burada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Acaba mesele gerçekten güzel söz söylemek mi, yoksa ölümü konuşurken İslami kavramları kullanmamak mı? Hah işte şimdi başlıyoruz; geriye yaslanın ve yazının okkalı satırlarına kulak verin…
“Allah rahmet eylesin” demek çok açık bir cümledir. Neye inandığını söyler ve dini kimliğini ortaya çıkartır. “Mekânı cennet olsun” demek açıktır. “Kabri nur olsun” demek açıktır. Fakat “ışıklarda uyusun” dediğinizde her şey sisleniyor. Işık var, fakat kaynağı yok. Yol var, fakat istikameti yok. Yoldaş var, fakat kimin yoldaş olduğu belli değil.
Ve zirvede “devr-i daim olsun” var.
Rahmetliyi uğurlarken öyle bir ifade kullanıyoruz ki insan merhumun ölümünü değil, su motorunun çalışma prensibini tarif ediyoruz.
Devir daim!
Su devir daim eder. Hava devir daim eder. Sistem devir daim eder. Pompa devir daim eder. Fakat insanın ölümünden sonra neyin “devr-i daim” edeceğini bir türlü anlayamıyoruz.
Rahmetli öldü.
“Allah rahmet eylesin.”
“Yok. Olmaz! Rahmette neymiş!”
“Mekânı cennet olsun.”
“Yok. Olmaz! Cennette neymiş”
“Kabri nur olsun.”
“Yok. Olmaz! Nurda neymiş ışık var ışık!”
“Eee ne diyeceğiz mevtanın ardından?
“Devr-i daim olsun…”
E neyin devri kardeşim?
Adam zaten bir daha dönmemek üzere gitti. Siz hâlâ “devir” diyorsunuz!
Hatta bu söz öyle bir hâle geldi ki yarın bir cenazede “Ruhuna Fatiha” yerine “Devir daim sisteminiz hayırlı olsun” denirse şaşırmayacağım.
Meselenin komik tarafı bir yana, ciddi tarafı çok daha mühim: Bir toplum kendi ölüm dilini kaybederse, zamanla ölüm tasavvurunu da kaybetmeye başlar.
Elbette herkes istediği sözü söyleyebilir. Farklı dünya görüşlerinin farklı ölüm ifadeleri olabilir. Buna kimsenin itirazı yok. Fakat kendisini İslam’ın inanç dünyasına ait gören bir insanın, ölüm karşısında Allah’ı, rahmeti, mağfireti ve ahireti anmaktan kaçınması; bunun yerine anlamı özellikle belirsizleştirilmiş ifadeleri tercih etmesi eleştirilebilir.
Bana göre asıl tuhaflık şudur:
Ölüden Allah’ı esirgeyip ona ışık gönderiyoruz.
Rahmeti bırakıp ışığa sarılıyoruz.
Mağfireti bırakıp devri daim ettiriyoruz.
Cenneti bırakıp “iyi yerlerde olsun” diyoruz.
Sonra da bütün bunları “modernlik”, “zarafet” veya “kimsenin inancını incitmemek” adına süslüyoruz.
Oysa ölüm, kelimeleri süsleme yeri değil; hakikati hatırlama yeridir.
Bir Müslüman öldüğünde ona ışık değil, dua gerekir.
Çünkü biz “ışıklar yoldaşın olsun” demekle ölüye bir şey gönderdiğimizi sanmayız.
Biz Allah’ın rahmetini dileriz.
Ve “devr-i daim olsun” meselesine gelince…
Rahmetli için gerçekten bir şeyin daim olmasını istiyorsanız, bırakın devir daim şakasını.
Rahmeti daim olsun.
Mağfireti daim olsun.
Allah’ın rahmeti üzerinde olsun.
Çünkü insan öldüğünde geriye kalan en ciddi temenni şudur:
Allah rahmet eylesin…
Gerisi biraz ampul, biraz metafor, biraz da…Devir daim.