Bugün etrafımıza baktığımızda içimizi sızlatan manzaralarla karşılaşıyoruz.
Belediyelerle ilgili gündeme düşen yolsuzluk, rüşvet, tecavüz haberler, iddialar ve skandallar toplumun güven duygusunu zedeliyor.
Yolsuzluk, ahlaki yozlaşma ve görevin kötüye kullanılması…
Oysa bu makamlar, halkın iradesiyle emanet edilen en önemli görevlerden biri değil miydi?
Belediye başkanları, sıradan bir yönetici değildir.
Onlar, halkın güvenerek seçtiği, şehrini emanet ettiği kişilerdir. Yetimin hakkını, yoksulun payını, toplumun ortak değerlerini korumakla yükümlüdürler.
Bugün Kimi halkın emanetini partizanca harcıyor.
Kimi yoksulu yatağına alıyor.
Ancak bazı örnekler gösteriyor ki bu emanet, kimi zaman kişisel çıkarların ve zaafların gölgesinde kalabiliyor.
Eskiler belediye başkanı demezdi. “Şehrül-emin” derlerdi.
Ne kadar derin ve anlamlı bir ifade… Şehrin emini, yani güvenilir kişisi.
Bu unvan, sadece bir makamı değil; aynı zamanda bir karakteri, bir ahlakı ve bir sorumluluğu temsil ederdi.
Şehrül-emin olmak; bir şehri sadece yönetmek değil, o şehri bir emanet bilmek demektir.
Hz. Muhammed (sav) gibi örnek,Hz. Ömer gibi adil, Hz. Ebubekir gibi sadık, Hz. Ali gibi vefalı ve yiğit olmak demektir.
Hz. Hüseyin gibi saraylara dik durmak.
Hizmet ederken de halka, hakka hizmet ettiğini bilen demektir.
İmarından çevresine, trafiğinden suyuna, çöplerinden sosyal hayatına kadar her alanda adaletle, titizlikle ve vicdanla hareket etmeyi gerektirir.
Çünkü o şehirde yaşayan herkesin hakkı, o makamın omuzlarına yüklenmiştir.
Bu anlayış, sadece teknik bir yöneticiliği değil, yüksek bir ahlaki duruşu da zorunlu kılar.
Şehrül-emin; doğruluğu, sadakati, adaleti ve cesareti temsil eder. Görevini yerine getirirken halka hizmetin, aslında hakka hizmet olduğunu bilir.
Kendi çıkarını değil, toplumun refahını gözetir.
Bugün bu kavramı yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var.
Çünkü mesele sadece seçim kazanmak değil; o koltuğun hakkını verebilmektir.
“Ben bu sorumluluğa layığım” diyebilenler bu göreve talip olmalı. Diğerleri ise sadece koltuk doldurur.
Şehirler, beton yığınlarından ibaret değildir.
Onlar, içinde yaşayan insanların umutlarıyla, emeğiyle ve hayatıyla anlam kazanır.
Bu yüzden o şehirleri yönetenlerin de sadece yönetici değil, gerçek anlamda “emin” kişiler olması gerekir.
Şehrül-emin olmak kolay değildir. Ama tam da bu yüzden, en çok ona ihtiyaç vardır.