Kıymetli okurlarım, gelecek yazımda Tanpınar’ın Beş Şehir kitabı üzerine konuşacağız.
Fakat o eserin daha iyi anlaşılabilmesi için, üstadın kitaptaki bir bölüme de ismini veren Bursa’da Zaman isimli, çok önemli şiirine bakmak istedim. Türkçenin miracına ulaştığı abidelerden biri olan Bursa’da Zaman, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın en güzel metinlerinin başında gelir. Bu şiir, şairin geçmişi ve şimdiyi an’da birleştirerek oluşturduğu kendine ait özel bir zaman diliminin estetik bağlamda ifadesidir.
Selami Çakmacı’ya göre; Şehirler bir medeniyete ayna tutan mekânlardır. Doğanın sunduğu güzellikleri üzerinde toplayan Bursa’nın Osmanlı medeniyetinde ayrı bir yeri vardır. Bursa üzerine dikkatlerini yoğunlaştıran şair, her mekânın bir kültürel bellek görevi taşıdığını görür. Şehre tarih, kültür, musikî ve sanatın penceresinden bakan şair, geçmişi rüya planında inşa ederek tarihi olanı şimdiki zamana taşır. Zengin bir imge yoğunluğuna sahip şiirde kullanılan üslûp, Bursa’nın tarihî ve kültürel dokusu kadar zengindir. (…) Tanpınar, “Beş Şehir”de de Fuad Paşa’nın bir sözüne yer verir ve Bursa’nın “Osmanlı’nın ön sözü” olan bir şehir olduğundan bahseder. Çünkü bu şehir kuruluş dönemindeki Türk ruhunu en iyi yansıtan şehirdir. Şehir, modern zamanlarda; derinliksiz ve çıkara dayalı ilişkilerin, vefasızlığın, bencilliğin, ikiyüzlülüğün, kısaca insanın çağlar boyunca kaçmaya çalıştığı tüm olumsuz niteliklerin aslî mekânı durumundadır. Tanpınar açısından ise şehir, tarihi ve kültürel semboller âlemi olarak algılanmaktadır. O, şehrin içine girdikçe ve şehre ilişkin derinleştikçe zaman ve mekâna bakışı derinleşmektedir. Karşılaştığı her mekânla ruhsal bir diyalog kuran şair, Bursa’daki tarihi ve doğal dekorla göz göze gelince zamanın dışına çıkar. Dolayısıyla Bursa’da Zaman şiiri, şehir-kültür- medeniyet-insan bağlamında üzerinde durulmaya değer bir metindir.
Adem Çalışkan’a göre şiirin konusu; Bursa’nın tabiat güzellikleri, tarihî havası ve geçmiş zamanın büyülü rüyası içinde sevilen kadınla kenti gezişin yarattığı ince duygulanışlardır. Teması da Bursa’nın tarih ve tabiat güzellikleriyle dolu havasında sevgiliyle birlikte madde ve ruh olarak yaşama özlemi; tarih sevgisi; zaman ve rüya; hayat ve ölümdür.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde zaman, basit bir süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. “Bursa’da Zaman” şiiri bunun örneklerindendir. Tanpınar’ın sağlam bir tarih bilincine dayanan geniş bir kültürü vardır. Bu şiirde de bunu görmekteyiz. İşte Bursa'da zaman şiirinin sözleri…
Bursa'da bir eski cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar...
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden.
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarîlerin en ilâhisi.
Bir zafer müjdesi burda her isim:
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
Muradiye, sabrın acı meyvası,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camiler, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengâmelerin
Nakleder yâdını gelen geçene.
Bu hayâle uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtılarından
Billûr bir âvize Bursa'da zaman.
Yeşil türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur'an sesini.
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümünle.
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayâl içinde... Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk..
Bir ilâh uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
Belki de rüyâsı bu cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin.
Çok yönlü bir sanatçı ve entelektüel olan Ahmet Hamdi Tanpınar, musikiden güzel sanatlara, psikolojiden felsefeye, birçok alan ile ilgilenmiş; şiir, hikâye, roman ve edebiyat tarihçiliği alanında varlık göstermiş bir şahsiyettir. Şiir “zaman, rüya, tarih ve musikî ” kavramları etrafında adeta ilmek ilmek örülmüştür. Şairin şehre ilişkin algısı bu kavramlar etrafında oluşmaktadır. Tanpınar, sanat anlayışının bir sonucu olarak, mekânı ve toplumu belli varlıkların aralığından görür. Dolayısıyla tarihe ve zamana farklı bakış onun Bursa algısını da belirlemektedir. Bursa, geçmişi bugüne / şimdiye taşıyan ve zaman açısında sürekliliği yaşatan bir şehir olduğundan bu şehirdeki tarih ve kültür, süreklilik fikrinin bir parçasıdır. Çünkü Bursa’da tarihle zaman iç içe geçerek bütünleşmiştir. Zaman, başı ve sonu belli bir süre değil, büsbütün dışında veya büsbütün içinde olamadığı geniş bir “an”ı çağrıştırmaktadır.
Çalışkan’a göre; Gerçekte şiir bize, bir anın duraksamasını, ebedileşmesini anlatıyor. Günün sessizliği, rahatlığı şairin bu mucizeyi sezmesine, şuurla anmasına yol açıyor. Anın ebedileşmesini aksettiren bu sessizlik ise boşluk, bir yokluk değildir. Gerçekte, monoton seslerin, hareketlerin tekrarıyla oluşan bir şeydir. Zaman durmuşsa, ışıl ışıl yanan, gülen gümüş bir ortamda, suların aktığı, güvercinlerin oynaştığı bir ortamda durmuştur. Şiirin birinci bölümünde özneler insan olmayan nesne ve kavramlardır. Kâh canlandırılmış nesneler, kavramlar, cansızları canlı gibi gözümüzün önünde hareket ettirmek, biçim değiştirmelerini izletmek, bir şeyin başka bir şeye dönüşümünü tabii göstermekle, şair, bizi de o rüya aleminde yaşamaya çağırıyor. Kendi düşlerini paylaşmamızı sağlıyor.
Mustafa Aydoğan’a göre; Bu şiir, Bursa’nın şiiri olmaktan başka bir şeydir. Bir nevi, çöken bir medeniyete, Osmanlının dönmemek üzere gidişine bir ağıttır. Tanpınar bu şiirinde ‘yaşadığım anı severim’ diyen kahramanından ayrılır ve bir damlalık su sesinden bütün bir geçmişin özetini ve hasretini çıkarır. Elinde bir fotoğrafla gelen şairin, parmaklarında iz bırakan asıl ağırlığın ruhun ağırlığı olduğunu görmekteyiz. O, geride izler bırakarak giden medeniyetin ruhudur. Tanpınar, ‘bütün karanlığın arasından’ ona seslenir, onu arar. Tarih, ‘bir rüyadan arta kalmanın hüznü içinde gülen’ yüzün parçalanarak dağılışının ürpertisi içinde konuşur.
Bu şiirle Beş Şehir'in açıklanması üzerine verilebilecek bir örnek de Tanpınar'ın mimariye olan ilgisinin ifadesi. Mimarinin ilahiliğinin ifadesi gibi, eski cami, şadırvan, duvar, çeşme gibi mimari ögeler sadece bir yapı olarak değil belli bir ruh iklimini ifade eden imgeler olarak ortaya konulmaktadır. Bu durum Tanpınar'ın mimariyi medeniyet tasavvurunun bir simgesi olarak görmesinden kaynaklanmaktadır.
Halide Edip Adıvar, Akşam gazetesinde yayınlanmış olan "Beş Şehir" adlı yazısında Tanpınar'ın Beş Şehir'de tabiat, tarih, mimari, yaşam tarzları üzerinden şehir okuması yaptığını söylemektedir. Daha önce Ankara Harman Yeri tablosunda Bedri Rahmi'de görmüş olduğu, insanların ruh iklimlerini tabiatı boyayla aktarabilme kabiliyetinin benzerini Tanpınar’da kelimelerle aktarabilme kabiliyeti olarak gördüğünü dile getirmekte ve bundan büyük bir haz duyduğunu söylemektedir. Tanpınar'ın bu kabiliyetini ise yıllar önce Bursa'da Zaman şiirini okuduğunda anlamış olduğunu, bu şehre dair "cilt cilt kitabın vermeyeceği Bursa tabiatının hususiyetini eski ve âşina bir dost yüzü görür gibi" algıladığını ifade etmektedir.
Gelecek yazımızda Beş Şehir üzerine konuşmak üzere, kalın sağlıcakla…