XX. yüzyıl Türk halkları edebiyatı tarihinde öyle şahsiyetler vardır ki, onların yaratıcılığı yalnızca bir halkın edebî sınırları içinde değil, farklı Türk halkları arasındaki kültürel ilişkilerin gelişmesinde de önemli rol oynamıştır.
Bu sanatkârlardan biri de Azerbaycan asıllı şair, dramaturg, edebiyat araştırmacısı, çevirmen ve pedagog Maksud Şeyhzade’dir. 7 Kasım 1908’de Ağdaş’ta dünyaya gelen Şeyhzade, hayatının büyük bölümünü Özbekistan’da geçirmiş, Özbek edebiyatının gelişimine önemli katkılar sağlamış ve yeni Özbek edebiyatının önde gelen temsilcilerinden biri hâline gelmiştir. Onun hayat yolu Azerbaycan, Dağıstan ve Özbekistan arasında uzanan karmaşık ve çalkantılı bir kültürel coğrafyayı kapsamaktadır. Çocukluk ve gençlik yıllarında içinde bulunduğu Azerbaycan’ın edebî ve tarihî ortamının etkisi, sonraki yaratıcılığında da varlığını korumuş; Taşkent’te ise bu miras Özbek edebî gelenekleriyle birleşmiştir. Bu bakımdan Maksud Şeyhzade’nin yaratıcılığı yalnızca bireysel bir sanatçı mirası değil, aynı zamanda Azerbaycan ile Özbekistan arasında oluşan çok yönlü edebî ve kültürel ilişkilerin önemli bir örneğidir.

Maksud Şeyhzade’nin dünya görüşünün şekillenmesinde aile ortamının özel bir rolü olmuştur. Babası Masim Şıhliyev, tıp eğitimi almış bir aydın olmasının yanı sıra sanat, edebiyat, felsefe ve tarihle ilgileniyordu. Onun Ağdaş’taki evi, dönemin aydınlarının bir araya geldiği kültür merkezlerinden birine dönüşmüştü. Böyle bir ortamda yetişen Maksud Şeyhzade, Nizami, Nevai, Firdevsi, Ömer Hayyam, Puşkin, Lermontov, Shakespeare ve Balzac gibi dünya ve Doğu edebiyatının büyük temsilcilerinin eserleriyle küçük yaşlardan itibaren tanışmıştır.
İlk eğitimini Ağdaş’taki Rüşdiye Mektebi’nde almıştır. Okul yıllarında şiir yazmaya başlayan genç Maksud’un yeteneği erken dönemde dikkat çekmiştir. 1918 yılında Ağdaş’ta düzenlenen etkinliklerden birinde şiir okuması Neriman Nerimanov’un dikkatini çekmiş, daha sonra 13 yaşındaki şairin şiirleri “Kommunist” gazetesinde yayımlanmıştır. Bu olay, onun edebî faaliyetlerinin başlangıcında önemli bir aşama olarak değerlendirilebilir. 1921 yılında eğitimine devam etmek amacıyla Bakü’ye gelen Şeyhzade, Darülmuallimin’de eğitim almıştır. Burada Abdullah Şaik ve Hüseyin Cavid gibi önemli edebiyat şahsiyetlerinden ders alması, onun edebî-estetik görüşlerinin şekillenmesinde ciddi bir etki oluşturmuştur. Azerbaycan ve Osmanlı Türk edebiyatının birlikte incelenmesi, Namık Kemal, Abdülhak Hamid ve Tevfik Fikret gibi sanatçıların eserleriyle tanışması onun dünya görüşünü genişletmiştir.

1925 yılında Darülmuallimin’i bitiren Maksud Şeyhzade, Azerbaycan Maarif Komiserliği’nin kararıyla Derbent’e öğretmen olarak atanmıştır. Burada Türk dili ve edebiyatı dersleri vermiştir. Öğretmenlik faaliyetinin yanı sıra basınla iş birliği yapmış, şiir ve makaleler kaleme almıştır. Daha sonraki dönemde Buynaksk’ta pedagojik faaliyetlerini sürdürmüş ve burada öğrenciler için bir tiyatro kulübü kurmuştur.
Bu dönem, Şeyhzade’nin yalnızca pedagog olarak değil, aktif bir edebiyatçı olarak da şekillenmesinde önemli bir aşama olmuştur. “Maarif Yolu”, “Dağıstan Fırkası” ve “Kommunist” gibi yayınlarda onun şiirleri, publisistik ve eleştirel yazıları yayımlanmıştır. “Şeyh Şamil”, “Bu Akşam”, “Sahilde”, “Azad Dağlar Kızına” gibi eserleri de bu yıllardaki edebî ürünleri arasında yer almaktadır. Ancak 1920’li yılların sonlarında siyasi baskılar onun hayatının yönünü köklü biçimde değiştirmiştir. 1927 yılında tutuklanan Şeyhzade, bir süre Mahaçkale’de tutulduktan sonra Şubat 1928’de Taşkent’e sürgün edilmiştir. Böylece onun hayatında yeni ve aynı zamanda en verimli yaratıcılık dönemlerinden biri başlamıştır. Maksud Şeyhzade’nin Taşkent’e gelişi ilk bakışta onun için zorunlu bir göç ve sürgün olarak görünse de zamanla bu şehir onun ikinci vatanına dönüşmüştür. Taşkent’te Azerbaycanlı çocuklar için faaliyet gösteren “Nerimanov” okulunda öğretmenlik yapmış, aynı zamanda Orta Asya Devlet Üniversitesi’nde filoloji eğitimi almıştır. Daha sonra “Şark Hakikati” gazetesinde çevirmen olarak çalışmıştır. Şeyhzade’nin Özbek edebiyatına dâhil olması aşamalı ve doğal bir biçimde gerçekleşmiştir. Aybek ve Gafur Gulam gibi Özbek edebiyatının genç temsilcileriyle yakın ilişkiler kurmuş, Özbekçeyi derinlemesine öğrenmiş ve bu dilde yazmaya başlamıştır. 1929 yılında Özbekçe yazdığı ilk şiiri olan “Traktör”, “Şark Hakikati” gazetesinde yayımlanmıştır. Bundan sonra şair, hayatının sonuna kadar Özbekçe şiir, poema, dram, çeviri ve edebî-eleştirel eserler kaleme almıştır.
Bu durum, Maksud Şeyhzade’nin yaratıcılığının en önemli özelliklerinden birini ortaya koymaktadır: O, başka bir edebî çevreye yalnızca uyum sağlamakla kalmamış, aynı zamanda o çevrenin iç gelişimine de aktif biçimde katkıda bulunmuştur. Maksud Şeyhzade’nin yaratıcılığında Azerbaycan kimliği ile Özbek edebî ve kültürel çevresinin birlikteliği özel bir önem taşımaktadır. O, Azerbaycan kökenini hiçbir zaman gizlememiş, çocukluk yıllarının Nizami yurdunda geçtiğini ve şiire ilgisinin de bu topraklarda başladığını vurgulamıştır.
Diğer taraftan, Taşkent’te geçirdiği uzun yıllar boyunca Özbekçeyi benimsemiş, Özbek folkloru ve klasik edebiyatı üzerine ciddi araştırmalar yapmıştır. “Alpamış”, “Garip ve Şahsenem”, “Şirin-Şeker” gibi folklor örneklerini incelemesi, onun Özbek kültürüne ne ölçüde derinden entegre olduğunu göstermektedir. Folklor motifleri onun kendi yaratıcılığında da önemli bir yer tutmuştur.
Bu açıdan Şeyhzade’nin mirası, iki edebî ve kültürel çevrenin karşılıklı etkileşimini yansıtan önemli bir örnektir. Onun eserlerinde Azerbaycan şiirinin romantik-estetik gelenekleri, Türk edebiyatının etkisi ve Özbek halk yaratıcılığının motifleri bir araya gelmiştir.
Maksud Şeyhzade’nin yaratıcılığı çok yönlüdür. O; şair, dramaturg, çevirmen, edebiyat araştırmacısı, eleştirmen ve pedagog olarak faaliyet göstermiştir. 1930’lu yıllarda şiirlerinde lirizm, felsefi düşünce ve modernlik eğilimleri güçlenmiştir. “Vatan”, “Tevazu”, “Buvijon”, “Nişan”, “Çimyon”, “Dinle, Ey Gönül!” ve diğer eserlerinde dönemin sosyal ve manevi meselelerine şiirsel bir bakış getirmiştir. Maksud Şeyhzade’nin yaratıcılığında tarihî konular özel bir önem taşımaktadır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Celaleddin Mengüberdi’nin hayatını ve yaşadığı dönemi araştırarak aynı adlı manzum trajedisini kaleme almıştır. Eser, XIII. yüzyıl Türkistan tarihinin karmaşık olaylarını sanatsal biçimde yansıtmaktadır. Şeyhzade eseri hazırlarken tarihî kaynaklara, özellikle Şihabeddin Muhammed en-Nesevî ve Alaeddin Ata Melik Cüveynî’nin eserlerine başvurmuştur.
“Celaleddin Mengüberdi”nin ilk gösterimi 1944 yılında Taşkent’te büyük başarıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak iki yıl sonra eser, “feodal geçmişin kahramanlarını idealize etmek” suçlamasıyla repertuvardan çıkarılmıştır. Bu olay, Sovyet ideolojik sisteminin tarihe ve millî kahramanlara yaklaşımının sanat üzerindeki etkisini gösteren örneklerden biridir.

1957 yılında yazdığı “Taşkentname” eseri, Maksud Şeyhzade’nin yaratıcılığının önemli örneklerinden biridir. 1.678 mısradan oluşan bu eser Taşkent şehrine, onun tarihine, insanlarına ve kültürel hayatına adanmıştır. Eser, 1958 yılında “Taşkent Hakikati” gazetesinde yayımlanmıştır.
Şeyhzade’nin yaratıcılığının son döneminde “Mirza Uluğ Bey” trajedisi özel bir yer tutmaktadır. Şair uzun yıllar boyunca Uluğ Bey ve onun dönemiyle ilgili kaynakları araştırmış, Semerkant’a giderek tarihî çevreyi yakından incelemiştir. Eser 1961 yılında sahnelenmiş ve büyük ilgi görmüştür. Daha sonra eserden hareketle “Uluğ Bey Yıldızı” filmi çekilmiş ve film 1964 yılında SSCB Film Festivali’nde en iyi tarihî film ödülünü kazanmıştır.
Maksud Şeyhzade’nin hayatı ve yaratıcılık yolu, XX. yüzyılın karmaşık siyasi ve kültürel olayları çerçevesinde şekillenmiştir. Ağdaş’ta başlayan hayat yolu onu Bakü, Derbent, Buynaksk ve nihayet Taşkent’e götürmüş; burada ise Özbek edebiyatının önde gelen şahsiyetlerinden biri hâline gelmiştir.
Maksud Şeyhzade’nin yaratıcılığında Azerbaycan, Türk dünyası ve Özbekistan kültürleri birbirinden ayrı değil, karşılıklı etkileşim içerisinde sunulmaktadır. Onun şiirleri, dramaturgisi, çevirileri ve bilimsel araştırmaları, edebiyatın farklı halklar arasında yalnızca estetik değil, aynı zamanda tarihî ve manevi bir köprü oluşturabileceğini göstermektedir.
Bu bakımdan Maksud Şeyhzade’nin mirası yalnızca Özbek edebiyatının değil, genel olarak Türk halkları arasındaki ortak edebî ve kültürel hafızanın da önemli bir parçasıdır. Onun hayatı ve yaratıcılığı, Azerbaycan edebiyatının sınırların ötesinde nasıl yaşadığını ve başka Türk halklarının kültürel ortamında nasıl yeni anlamlar kazandığını gösteren değerli bir örnektir.