Bin dokuz yüz yetmişli yıllardı. Hacı Taşan’ı, Kaman'ın bir köyünde davetli gittiğim bir düğünde gördüm.

Rahmetli Hacı Taşan saza akort yapıyordu. Ben, “Üstadım, ben sizin sazınıza ve sesinize hayranım. Gök yüzünde bölük bölük turnaları bir söyler misiniz?” dedim. Nereden geldiğimi ve adımı sordu. “Kırşehir’den geldim, adım İbrahim,” dedim. “Adına kurban olduğum, adında peygamber adı varmış; elbette söylerim. Biz sizler için varız,” dedi.
O gönül insanı, büyük meydan sazı ile lâ’dan giriş yapıp o güzel bozlaklardan söyledi. Onların sazı elektronik değildi, kendisi de mikrofondan söylemedi. Sazın sesi, türkünün sözü sade ve doğaldı. Fasıl bitti, espirili sohbet başladı. Orada Hacı Taşan’ın kadim dostu Keskinli lokantacı Yirik Yaşar, Hacı Taşan’a takılıyor: “Malın mülkün, sazından başka neyin var?”
O büyük gönül insanı ona şu cevabı verdi:
“Yaşar, ben ölünce türkülerim asırlarca söylenir, sen ölünce mirasın paylaşılır, sende unutulur gidersin. Ben manevi zenginim, sen maddi zenginsin. Benim zenginliğim ebedi, sizinki geçici.”
Birbirlerine böyle takıldılar. O zamanlar cuma namazından sonra bayrak duası ile başlayıp pazar günü son bulan, üç gün devam eden köy düğünlerimiz vardı. İşte bu sözler, sohbetler, halaylar, düğün yemeklerimiz… Bunlar bizim kültürümüzdü.
O gelenek ve göreneklerimizi koruyabilseydik… Teknoloji çağ getirdiğinden fazla, bizden çok şeyler götürdü. Keşke o kültürlerimize sahip çıkabilseydik.
1983’te aramızdan ayrılan Hacı Taşan, Keskin’de sevenleri tarafından ebediyete uğurlanırken rahmetli Şemsi Yastıman mezarının başında şu dörtlüğü söyledi:

SANA DİYOM SANA GARDAŞIM HACI
YAŞAMIN DADLIYDI ÖLÜMÜN ACI
DOSTLARIN GELMİŞLER SANA DUACI
MEKÂNINIZ CENNET OLSUN GARDAŞIM…

Ve ben de o gün duygularımı orada Yastıman’a karşılık bu dizelerle anlattım:
Mekânın cennet olsun, Keskinli Hacı Taşan…
Ruhun şad olsun büyük usta.

Şiir Düğer