Eskiden Televizyon yok, radyo nadiren köyün zenginlerinin evinde olur, haber dinlemek için cepten zincirle bağlı kötekli bir keseden cep saati çıkarılır bir bakar, iki üç dakika var ajansa gibi sözler edilir.
Haber başladığında sesler kesilip pür dikkat dinlenir. Oturulur tandırların kenarlarına o gün ekmek yapılmıştır. (Yufka) Taptaze mis gibi tandırın içine ayaklarını sallarsın üzerine bir örtü örtülür sıcak olsun diye bayağı kalabalıktır aile çoluk çocuk, dede, ebe. Erkekler köy odalarında çocuk ve hanımlar evde.
Bir büyük bir bilen vardır ya da masalı hikâyeyi iyi bilip anlayabilen bilge bir büyük. Israr edilir ona anlatması için bir masal hikâye biraz nazlanır sonra başlar anlatmaya bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde... Devam eder başlar anlatmaya kahramanlar gelir canlanıyor gözünün önünde sanki zamanın sineması televizyonu her şey gelir gözünün önüne bitmese devam etse dersin. Birde bakmışsın bir saat ya da biraz fazla sanki film süresi gibi.
Bazen de bitiminde anlatana sorular sorarsın sonra ne olmuş. Oda kendine göre ekler düşüncelerini kendine göre.
İşte hayat ta böyle bir masal gibi devam eder Yaşarsın bazen acı bazen de tatlı. Gençlikle başlar akıl ermeye göz görmeye ya bir babayiğit ya da yetişkin bir bayan. Hayaller başlar kafada şekillenir geleceğe adımlar atılır. Derken yeni bir dünya yeni bir hayat karı koca eş birleşerek dere akar göl misali kocaman bir aile. Devam der yaşantımız. İlim tesisat mal mülk sermaye arka arkaya gelir. Unutur insan ecelini hayatın biteceğini dönülecek bir yerin olduğunu. Bir telaş başlar. Zincirleme devam eder babadan oğula geçen zamanlarda olduğu gibi
Zamanın delikanlısı ayağını yere vurdu mu titreten genç olmuştur yaşlı. Zaman öyle geçer ki koskoca bir ömür yarım asır geçen zaman bir an olur sanki bildiklerin bilinmez olur. Sanki ne çocuk olmuştur nede büyük aklı ermez gözü görmez ne yaptığını bilmez bir ihtiyar. Hiçbir şeye karıştırılıp sözü bile dinlenmez konuşsan hata sussan küs sanırlar. Elinde bir çöp parçası karıştırır sanki dünyayı akıl almaz olur. Ne çizersin ne söylersin kafandan ne kurgular geçer bilinmez. Çünkü o bir şey bilmez olmuştur. Şöyle bir geriye dönüp de baksan ondan olan nesiller çabalarına göre mal mülk edinip zamanın büyük insanları olmuştur. Olmuştur amma herkes kendi olmuştur ne senin emeğin nede yemeğin boğazından bile geçmemiştir. Bir masaldan uzun bir hikâyeden kıssalı bir romandan başka nedir kimdir dünya aleme meydan okuyan sen şimdi kendine meydan okunduğunu görürsün.
İşte hayat dediğin yaşantımız böyle bir gün sana bir gün bana. Belki bozulacak huzurunu huzur evinde kimsesi olmayan garibanlar ya da hayırsız evlatlar yüzünden. Tarih tekerrürden ibaret ama ders alan kim.
Yüce kapımız kuranda" Sakın onlara öf bile deme" ayeti kerimesinde anne baba değeri apaçık ortadır. Onların ödenmeyen hakları unutulmayan anıları vardır. Keşkelere yer vermeden onların kıymetini bilip. Ana gibi yar baba gibi diyar olmaz sözleri kulaklarımıza küpe olsun.
Sözler hep güzeldir ama özlerinde güzel olursa büyüklerin duası yeter. "Annenin duası, babanın gölgesi yeter." Mehmet Akif Ersoy’un küfe şiiri ne güzel değildir. Şu upuzun uzun gibi gözüken bir anda sonu gelen şu alemde ailemizin anne ve babalarımız kıymetini bilip hayır dualarını alalım. Şu alemde kısacık ömrün kademelerini iyi değerlendirip hayırlı kul hayırlı evlat olalım. Hayat bu kadar kısa bir an gibi. Sadece güzel anılar güzel hatıralar bırakmadan ibarettir. Bir masal gibi sadece bir varmış bir yokmuş. Kimler gelip geçmedik bu diyardan. Kıymet bilelim ki kıymetimiz bilinsin. Sağlıcakla kalın esen olun.