Gerçek dava, makamda değil; vicdanda ve hizmette saklıdır.

İnsanların pek çoğu makam ve mevki sahibi olmayı çok önemli bir başarı ve yüce bir değer zannederler.
Bunun için etrafımıza baktığımızda bunları görmekteyiz.
Bir siyasi partinin içinde olmak bazı insanları değiştiriyor.
İktidar partisinin mensubu olmak başka oluyor.
Muhalefetin yanında olmak için yarışanlar…
Parti il toplantılarında birbirini dövenler…
İl başkanlığı seçimlerinde tekmeler, yumruklar havada uçuşuyor.
Neden mi dersiniz?
İktidarın seçilmiş vekili olmak için takla atanları, el öpenleri gördükçe “Bu mu hizmet?” diyorum.
Takla atarak, el öperek gelenlerden nasıl hizmet beklenir?
Geldiğinde makamın verdiği güçle aynı davrananlar yine onlar oluyor.
Yine iktidar partisinin belde başkanı olmak için liyakat değil, sadakat önde geliyor.
Başkan olabilmek için öptüğü elin, gösterdiği sadakatin ardından sıraya giriyor.
İl, ilçe başkanı, parti encümeni olmak için araya konulan insanlar, teşkilata girmek için verilen çabalar…
Oda başkanları, sivil toplum başkanları da aynı.
Bunların çoğu şehrine hizmet için değil, seçildikten sonra kendine hizmet için bu yola giriyor.
Köylere, mahallelere seçilen muhtarlarda bile bu ego var.
Anlayacağınız, bugün siyasetin içi kokuşmuş durumda.
Liyakatin olmadığı, el öpenlerin ve “emredersiniz” diyenlerin çok olduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Ahlaklı, dürüst, samimi, sağlıklı insanlar kenarda duruyor;
makam aşkıyla yananlar bir yerlere gelmek için koşuyor.
Bu nedenle sahip olmak için adeta can atıyor ve her şeylerini feda ediyorlar.
Bir makam, bir koltuk uğruna değersizleşiyorlar.
Toplum da genelde makam ve mevki sahibi oldukları sürece insanlara büyük ilgi ve saygı gösteriyor, gıpta ile bakıyor.
Bu nedenledir ki makam ve mevki sahibi olmanın albenisi, cazibesi daima var.
Ve bu durum insanların makamlar, mevkiler için yarışmasına, didişmesine, itişip kakışmasına yol açıyor.
Hâlbuki makamlar ve mevkiler ne kadar uzun süreli işgal edilirse edilsin geçicidir; sanıldığı kadar iz bırakmazlar.
Hak için yola çıkanlar, makam için yarışanlara karışmasın
Dememiz o ki; makam-mevki hevesi ile Hak Dava ‘ya hizmet sevdası hiçbir zaman bir olamaz.
Ne bu dünyada ne de ahirette.
Özellikle Hak Dava ’ya hizmet ettiğine inanan insanların bir makam-mevki uğruna birbirlerini çiğnemeleri, tepelemeleri, itişip kakışmaları kadar çirkin bir şey olamaz.
Makam uğruna eğilenler çoğaldıkça, hak davaya hizmet edenler azalıyor.
Akıl, bir işin sonunu düşünmek için insana verilmiştir.
Başkalarına bakıp kendi sonumuz için ders çıkarıp ibret almazsak, aynı şeylerin başımıza gelmesinden kurtulamayız.
Asıl mesele, makama ulaşmak değil; makama rağmen hakka sadık kalabilmektir.