Kamu yönetiminde sıkça tartışılan iki kavram vardır: görev bilinci ve liyakat.
Çoğu zaman bu iki kavram birbirinden ayrıymış gibi ele alınır. Oysa gerçekte, görev aşkı olmayan bir yerde liyakatten söz etmek mümkün değildir.
Çünkü liyakat sadece bir makama atanmak değil, o makamın hakkını verebilmektir.
Kırşehir’de bu gerçeği somut bir şekilde gözlemlemek mümkün. Ticaret İl Müdürü İsmail Güner, klasik bürokrat profilinin oldukça dışında bir duruş sergiliyor.
Onu farklı kılan şey, masasının başında oturup evrak imzalayan bir yönetici olmaması.
Aksine, sahayı tercih eden, esnafla birebir temas kuran, tüketicinin nabzını yerinde tutan bir anlayışı benimsemiş olması.
Bugün birçok kamu kurumunda eksikliği hissedilen en önemli unsur belki de budur: sahaya inmek.
Oysa masa başında hazırlanan raporlar ne kadar detaylı olursa olsun, gerçek hayatın dinamiklerini tam anlamıyla yansıtamaz.
İşte bu noktada, sahada olmak yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.
Sayın İsmail Güner’in yaptığı da tam olarak budur.
Görev saatleriyle sınırlı kalmayan bir çalışma anlayışı…
Mesai sonrası bile devam eden denetimler…
Hafta sonları fırınlarda, marketlerde yapılan birebir gözlemler…
Bunların hiçbiri bir zorunluluk değil. Hiçbiri “yapılmak zorunda” olan işler kategorisine girmez.
Ancak işini ciddiye alan, bulunduğu makamı bir sorumluluk alanı olarak gören bir yönetici için bunlar adeta doğal bir davranış biçimidir.
Üstelik bu çalışmaların kişisel bir getirisi de yoktur.
Ne bir unvan artışı sağlar, ne de doğrudan bireysel bir kazanç. Ancak şehre kattığı değer tartışılmaz.
Çünkü yapılan her denetim, her uyarı, her bilgilendirme; daha düzenli bir piyasa, daha bilinçli bir esnaf ve daha korunmuş bir tüketici anlamına gelir.
Fuar alanlarının incelenmesi, esnafa yerinde verilen bilgiler, fiyat politikaları konusunda gösterilen hassasiyet…
Bunların tamamı, sadece bugünü değil, yarını da şekillendiren adımlardır.
Küçük gibi görünen bu dokunuşlar, zamanla büyük bir fark yaratır.
Belki de en önemlisi şu: Bu yaklaşım bir mesaj verir.
“Devlet sahadadır.”
Vatandaşın karşısında sadece kurallar koyan değil, o kuralların uygulanmasını yerinde takip eden bir kamu anlayışı…
Esnafın sorununu dinleyen, tüketicinin hakkını gözeten bir yönetim modeli…
İşte güven duygusu tam da burada inşa edilir.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de bu değil mi?
Güven.
Bir kamu görevlisinin masasından kalkıp sokağa inmesi, sadece denetim yapmak anlamına gelmez. Aynı zamanda “Ben buradayım” demektir. “
Sizi görüyorum, sizi önemsiyorum” demektir.
İsmail Güner’in ortaya koyduğu bu tablo, aslında olması gerekenin bir örneği.
Belki de bu yüzden dikkat çekiyor. Çünkü alışılmış olanın dışına çıkıyor.
Sonuç olarak, görev aşkı ve liyakat birbirinden ayrı kavramlar değildir. Biri diğerini tamamlar.
Ve bir kamu yöneticisi, bulunduğu makamın hakkını vermek istiyorsa, bunu sadece yetkileriyle değil, emeğiyle, sahadaki varlığıyla ve ortaya koyduğu iradeyle gösterir.
Kırşehir’de gördüğümüz tablo da tam olarak budur.
Ve kabul etmek gerekir ki; böyle örnekler çoğaldıkça, sadece kurumlar değil, şehirler de kazanır.