Azerbaycan müzik kültürü, yüzyıllar boyunca zengin mugam geleneği, usta icracıları ve eşsiz ses mirası ile şekillenmiştir.

Mugam sanatının gelişiminde yalnız erkekler değil, kadın hanende (şarkıcı)lerin de özel bir rolü olmuştur. 20. yüzyılın başlarından itibaren kadınların sahneye çıkması ve mugam ile halk şarkılarının icrasında ön plana yükselmesi, Azerbaycan müzik tarihinde önemli bir dönüm noktası yaratmıştır. Bu hanımlar hem sanatkârlıkları hem de toplumda kadının yerine dair oluşan stereotipleri değiştirme güçleriyle öne çıkmışlardır.

Böylesi kadın sanatçılar arasında Cahan Talışinskaya'nın adı özellikle farklılaşır. Sesi, icra tekniği, mugam duyumu ve aynı zamanda derleyip günümüze aktardığı halk şarkıları ile Cahan hanım, Azerbaycan müziğinin parlak simalarından biri haline gelmiştir. O, yalnızca bir hanende olarak değil, aynı zamanda büyük yaşam mücadelesi, zulümler ve sürgün yılları içinde sanatına sadık kalarak Azerbaycan müzik tarihinde unutulmaz bir miras bırakmıştır.

O, 9 Şubat 1909 tarihinde Lenkeran şehrinde dünyaya gelmiştir. Cahan hanım, Mir Rzaxan Talışinski ile General Samed bey Mehmandarov’un kız kardeşi Meryem hanım Mehmandarova’nın kızıdır. 1918 yılında ailesi Bakü’ye taşındıktan sonra, büyük kız kardeşi Bilqeyis hanımın evinde kalmaya başlamıştır. Bilqeyis hanım, “Yeni Yol” gazetesinin baş editörü Rzaqulu Necafov’un eşiydi. Cahan hanım, Azerbaycan Kızlar Seminerine kabul edilmiş ve eğitim yıllarında müzik ve vokale büyük ilgi göstermiştir. Kız kardeşinin evinde bir piyano bulunuyordu ve Cahan hanım, doğal yeteneği sayesinde tanıdık melodileri rahatlıkla piyanoda çalabiliyordu. Böylelikle, özel bir müzik eğitimi almamasına rağmen, piyano ve tar çalmada yüksek ustalık sergileyebiliyordu. Oğlu, Azerbaycan’ın Onurlu Mimarlarından Nazim Hacıbeyov anılarında, Cahan hanımın akordeon, flüt, davul gibi çeşitli enstrümanları da zorluk çekmeden çaldığını belirtmektedir.

Seminerde okuduğu dönemde, Ali Bayramov adına kulübün bünyesinde faaliyet gösteren sanatsal amatörlük topluluğuna katılmış ve burada sahne deneyimi kazanmıştır. 1927’den itibaren Bakü radyosunda çalışmaya başlamış, daha sonra Devlet Estradası’nda görev almış ve 1934’ten itibaren Azerbaycan Devlet Filarmoni’nin solisti olmuştur. Bu yıllar, Cahan Talışinskaya’nın yaratıcılığının yükseliş dönemi olarak kabul edilmektedir. Onun adı hem müzikseverler hem de sanat uzmanlarının dilinden düşmemiştir. Cahan hanım çok sayıda konserde sahneye çıkmış, çeşitli konser gruplarıyla Azerbaycan’ın bölgelerine ve askeri birliklere turne yapmıştır. Çağdaşlarının anılarında belirtildiği gibi, Cahan hanımın icrasında Şehnaz, Segah, Bayatı-Şiraz ve özellikle Karabağ Şikestesi muğamları, dinleyiciler tarafından coşkulu alkışlarla karşılanmıştır. Ancak onun yaratıcılığında özel bir yer tutan eser Katar muğamıydı. Bu nedenle kendisi sık sık “Katar Cahan” olarak anılmıştır. Geniş ses aralığı, virtüöz icra tekniği ve güçlü ses donanımı, bu karmaşık muğamın onun sunumunda eşsiz bir şekilde duyulmasını sağlamaktaydı.

Cahan hanımın sanatının güçlü etkisi bir olayla da kanıtlanmaktadır. 1920’lerin sonu – 1930’ların başlarında, Avrupa’ya bir seyahate hazırlanan Afganistan şahı Emenulla Han Bakü’ye gelmiştir. Şah onuruna düzenlenen ziyafetten sonra bir konser programı sunulmuş ve bu etkinlikte Cahan Talışinskaya da sahneye çıkmıştır. Onun performansından büyük etkilenen şahın eşi, minnettarlık göstergesi olarak Cahan hanıma bir altın kol saati hediye etmiştir. Ancak ertesi gün, o dönemde pek çok kişinin korktuğu NKVD, şarkıcıyı çağırarak saati almıştır. Bir gün sonra ise geri verilmiştir – saatin arka kısmına kazınan yazı nedeniyle: "Cahan Talışinskaya’ya Emenulla Han’dan".

O dönemde Cahan hanım, Cabbar Garyağdı, Hüseynqulu Sarabski, Seyid Şuşinski, Xan Şuşinski, Hakikat Rzayeva, Gurban Primov ve Zülfü Adıgözəlov gibi seçkin sanatçılarla aynı konser programlarında sahne alıyordu. Azerbaycan’ın Halk Sanatçısı Bəhram Mansurov, anılarında Cabbar Garyağdı, Xan Şuşinski, Hüseynqulu Sarabski, Yaver ve Münevver Kelenterli ile birlikte Cahan Talışinskaya’nın seslendirdiği Karabağ Şikestesi’ni özel bir ilgiyle hatırlıyordu. Ona göre, bu eserin böyle büyük ustalar tarafından birlikte icrası, dinleyiciler üzerindeki etkiyi kat kat artırıyordu. Bunun yanı sıra, Cahan hanım o yıllarda kendini yetenekli bir halk müziği toplayıcısı olarak da göstermiştir. Çok az kişi bilmektedir ki, günümüzde sevilen birçok halk şarkısı – "Gubanın ağ alması", "Uca dağlar", "Deli Ceyran", "Kürdün gözeli" ve diğer melodiler ilk kez onun yorumuyla notaya alınmıştır. O, Azerbaycan’ın farklı bölgelerine yaptığı turneler sırasında bu şarkıları toplamış, en çeşitli koşullarda – hatta dağ köylerinde çay kenarında çamaşır yıkayan kadınların söylediği melodileri bile hafızasında tutarak daha sonra dinleyicilere sunmuştur. Ünlü "Gubanın ağ alması" şarkısı ise Cahan hanıma akademisyen Mustafa Bey Topçubaşov’un eşi Reyhan Hanım tarafından söylenmiştir.

1933 yılında “Şərq musiqisi” topluluğu ile Cahan hanım Moskova, Leningrad ve Kiev şehirlerine turne için gitmiştir. 1936 yılında ise yeniden Moskova ve Leningrad’a turne yaparken, Tüm Birlik kayıt stüdyosunda Qatar ve Segah muğamları ile “Uca dağlar” ve “Yeni kənd” şarkıları onun sesinden kaydedilmiştir. Savaş öncesi bu yıllar, Cahan hanımın izleyici ilgisini ve sevgisini en yüksek düzeyde kazandığı dönemdir. O, her yerde tanınır, samimi, neşeli ve sevecen kişiliğiyle insanların büyük sevgisini kazanırdı.

Onun arkadaş çevresi oldukça genişti: Seid Rüstemov, Bülbül, Hakkikat Rzayeva, Şövket Memmedova, Şemsi Bedelbeyli, Yaver Kelenterli; aktörlerden Mustafa Merdanov, Sona Hacıyeva, Azize Memmedova, Fatma Gedri, Merziyye Davudova ve diğer birçok ünlü sanatçıyla yakın dostluk ilişkileri vardı.

Cahan hanımın yaratıcılık faaliyetlerine, çalışkanlığına ve hayata bağlılığına hayran olmamak mümkün değildi. Özellikle de 1930’lu yıllardan – Stalin baskılarının en yoğun yaşandığı dönemi göz önünde bulundurursak. Toplumda büyük bir saygıya sahip olduğundan birçok kişi, yüksek makamlarla ilgili çeşitli meselelerinde onun yardımına güvenirdi. Cahan hanım asla yardımını esirgemezdi; zor zamanlarda birkaç kişinin onun sayesinde tutuklanmaktan veya sürgüne gönderilmekten kurtulduğu bilinmektedir.

1937 yılında bacısı Sitare hanımın eşi – doğubilimci ve Türkolog Halid Seid Hocayev, daha sonra ise Sitare hanımın kendisi tutuklanır. Cahan hanım ise tüm tehlikelere rağmen yeğeni Behiceni himayesine alır ve kendi evinde barındırır. Diğer ablası Bilgeyis hanımın da eşi tutuklanmıştı ve Cahan hanım ona da büyük yardım sağlamıştır. Ayrıca yeğeni Hüseyn’e de destek olmuştur. Aynı zamanda Cahan hanımın eski eşi Memmed Hacıbeyov ve kardeşi Rüstem Talışinski de baskılara maruz kalmıştı. Böyle zorlu bir dönemde Cahan hanım oğlu Nazimi’yi tek başına büyütür, annesi Meryam hanım da onlarla birlikte yaşardı. Onun evi adeta zorluklar içinde bir sakinlik adası gibi görünürdü.

Ancak Cahan Talışinskaya’nın da üzerine kara bulutlar çökmeye başladı. NKVD (Halk İçişleri Komiserliği), onun gizli işbirliği teklifini kabul etmediği için 1938 yılında Moskova’da düzenlenen ilk Azerbaycan sanat haftasına katılmasına izin verilmedi ve adı listeden çıkarıldı. Bu olay Cahan hanım üzerinde manevi olarak çok ağır bir etki bıraktı. Buna rağmen sanatından vazgeçmedi ve 1939 yılında Estrada sanatçılarının Birinci Tüm Birlik yarışmasına katıldı. Yarışmanın jüri başkanlığını L. Utyosov yapıyor, jüri üyeleri arasında ise İ. Dunayevski, Smirnov-Sokolski ve Irma Yaunzem gibi tanınmış isimler yer alıyordu. Cahan hanım, Klavdiya Şuljenko, Olqa Lepeşinskaya ve Tamara Sereteli gibi ünlü sanatçılarla birlikte bu yarışmanın laureatı seçildi.

1940 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin onurlu sanatçısı unvanına layık görüldü. Henüz 33 yaşındayken Cahan Talışinskaya, sanatının zirvesine ulaşmış ve halkın büyük sevgisini kazanmıştı.

1942 yılında Cahan Talışinskaya, 14 yaşındaki oğlu ile birlikte sahte bir ihbar sonucunda Kazakistan’ın Petropavlovsk bölgesine sürgün edildi. “Halk düşmanı” damgası ile 1942 yılının Ağustos ayına kadar sıkı gözetim altında tutuldu. Bir dizi başvuru ve ricadan sonra Cahan hanıma Özbekistan’ın Çimkent şehrine taşınma izni verildi. Ancak o, bunu fırsata çevirerek Taşkent’e gitti ve oğlunu – Nazimi – Bakü’ye, kendi kardeşi, ünlü profesör-travmatolog Ebülfet Talışinski’nin yanına gönderdi.

Taşkent’te Cahan hanım, şehir filarmoniye solist olarak çalışmaya başladı. Elbette, genç bir kadın için oğlu, vatanı ve akrabalarıyla arasındaki mesafe büyük bir sınavdı. Ancak kader, hayatında dönüm noktası olacak yeni bir fırsat sundu.

1943 yılında SSCB Halk Komiserliği’ne bağlı müzik idarelerinin başkanı V. Surin Taşkent’e geldi. Surin, daha önce Tüm Birlik Estrada Sanatçıları Yarışması’nın jürisinde yer almış ve söz konusu yarışmada laureat seçilen Cahan Talışinskaya’yı yakından tanıyordu. Onunla görüştükten sonra Cahan hanımı Tiflis’te sanat alanında çalışmak üzere görevlendirdi. Böylece Cahan hanım Tiflis’e taşındı ve Azerbaycan tiyatrosunun sahnesine geri döndü.

Tiflis tiyatrosunda, “Leyli ve Mecnun”da Leyli, “Arşın mal alan”da Telli, “Asli ve Kerem”de Asli, “Aşık Garib”de Şahsenem rollerini canlandırarak büyük başarı elde etti. Ancak Bakü’de NKVD, Cahan hanımın yeniden Orta Asya’ya sürgün edilmesi konusunu Tiflis’e bildirdi. Bu kez onu, daha önce Bakü’de yaşamış, Güney Kafkasya Askeri Konseyi üyesi ve SSCB milletvekili olan Xaver Veliyev kurtardı. Onun müdahalesi sayesinde Cahan hanım Tiflis’te kalabildi ve uzun süren başvurulardan sonra nihayet Bakü’ye dönmesine izin verildi.

Bakü’ye döndükten sonra Musikal Komedi Tiyatrosu’na davet edildi. O dönemde tiyatronun müdürü ve sanat yönetmeni Şəmsi Bədəlbəyli idi. Cahan Talışinskaya’nın parlak komedi oyunculuğu yeteneği burada bir kez daha ortaya çıktı. Doğuştan gelen neşesi ve sahne cazibesi kısa sürede seyircilerin büyük beğenisini kazandı. O kadar sevilirdi ki, o yıllarda seyirciler tiyatroya “Talışinskaya’nın tiyatrosu” diyerek giderlerdi.

“Arşın mal alan”, “O olmasın, bu olsun”, “Gözün aydın”, “Durna” gibi eserlerde yarattığı Telli, Senem, Nargile ve Lale karakterleri sahnede unutulmaz olaylara dönüştü. Seyirciler onu defalarca alkışladı ve şarkı ile aryalarını birkaç kez tekrar etmesini talep etti. Özellikle Senem rolünde Segah muğamı üzerinde yaptığı doğaçlamalar gürültülü alkışlarla karşılanıyordu. Ayrıca, Cahan hanımın bazı rollerini genç aktris Nesibe Zeynalova o yıllarda dublaj yapıyordu.

1949 yılında yeni bir baskı ve sürgün dalgası başlar ve Cahan Talışinskaya yeniden oğlu ile birlikte Taşkent’e sürgün edilir. Sadece 1954 yılında Stalin’in ölümünden ve Mir Cefer Bağırov’un tutuklanmasından sonra Cahan hanım ve oğlu Nazim’in serbest bırakılmasına karar verilir. O, Taşkent’te kalmaya devam eder. Resmî olarak çalışmasa da, her ay radyoda onun konser kayıtları yayınlanıyordu. Taşkent’te oğlu evlenir, torunları dünyaya gelir. Aile sık sık Bakü’ye – akrabalarını görmeye – gelirdi. 1966 yılında Taşkent’te meydana gelen büyük bir deprem, ailenin yeniden vatana dönmesine sebep oldu. Evleri tamamen yıkılmasına rağmen mucize eseri hayatta kaldılar ve acilen Bakü’ye döndüler.

Cahan Talışinskaya 1967 yılında vefat etti. Piyanoda çalıp şarkı söylerken geçirdiği felç nedeniyle hayatını kaybetti. Ölümünden sonra uzun yıllar boyunca radyoda ara sıra onun kayıtları yayınlandı ve son olarak sesi, anma günü vesilesiyle televizyonda yayımlandı.

Azerbaycan müziği, yüzyılların derinliklerinden gelen zengin bir miras olmakla birlikte, bu mirasın yaşatılmasında ve dünyaya tanıtılmasında kadın sanatçıların rolü benzersizdir. Onların sahneye getirdiği taze soluk, duygulu yorum tarzı ve sanata bağlılıkları, ulusal müziğimizin gelişiminde önemli dönüm noktaları açmıştır. Hem klasik muğam geleneklerini koruyarak hem de modernlikle birleştirerek ortaya koydukları sanat eserleri, Azerbaycan müziğinin uluslararası alanda daha geniş tanınmasına olanak sağlamıştır.

Cahan gibi sanatçıların faaliyetleri, bu sürekliliğin canlı bir örneğidir. Onun sanattaki kararlı çalışmaları, müzik okuluna getirdiği yenilikler ve kadın sanatçıların saygınlığının artmasına katkısı, Azerbaycan müziğinin geleceğine olan inancı güçlendirmektedir. Bugün kadın sanatçılar, sadece bir icracı olarak değil, aynı zamanda ulusal kültürün koruyucusu ve yaratıcısı olarak da görev yapmaktadır. Onların sanattaki varlığı ve başarıları, Azerbaycan müziğinin yarınlarının da bugün olduğu gibi parlak olacağını göstermektedir.