Hamamlar, Doğu ve İslam şehir kültürünün ayrılmaz parçalarından biri olmuştur. Orta Çağlardan itibaren hamam yapıları yalnızca hijyen amaçlı değil, aynı zamanda sosyal, kültürel, dini ve hatta ekonomik işlevleriyle de önemli bir rol oynamıştır. Hamamlar, şehircilik sisteminde mahallelerin temel kamusal mekânlarından biri olarak hizmet vermiş ve halkın günlük yaşamında önemli bir yer tutmuştur.
İslam dünyasında hamamlar, cami, pazar ve kervansaraylarla birlikte şehrin temel kamusal yapıları arasında kabul edilirdi. Bu yapılar genellikle şehir merkezinde veya yerleşim mahallelerine yakın, su kaynaklarına yakın alanlarda inşa edilirdi. Hamamlar hem bireysel temizlik hem de toplu sosyal yaşamın düzenlenmesi açısından büyük önem taşımaktaydı.
Hamamlarda insanlar yıkanmanın yanı sıra dinlenir, sosyal ilişkiler kurar, günlük haberleri tartışır, çeşitli tören ve gelenekleri yerine getirirdi. Düğün öncesi “gelin hamamı”, doğum sonrası törenler ve dini bayramlara hazırlıklar hamam kültürünün önemli unsurları arasında yer alırdı.
Özellikle kadınlar için hamamlar, sosyal iletişim ve kültürel ortam oluşturan özel mekânlardı. Kadınlar burada sadece hijyen ihtiyaçlarını karşılamakla kalmaz, aynı zamanda birbirleriyle iletişim kurar, müzik ve eğlence etkinlikleri düzenler, ulusal gelenekleri yaşatırlardı. Hamamlar, kadınların toplumsal hayata katıldığı nadir mekânlardan biri olarak önemli bir kültürel ve sosyal işlev üstlenmiştir. Bununla birlikte hamam mimarisi, Doğu mimarisinin önemli yönlerinden biri olmuş; kubbeli örtüler, su ve ısıtma sistemleri, süsleme unsurları ve işlevsel planlamasıyla öne çıkmıştır. Hamam yapıları, teknik yenilikler ile estetik zevkin birleştiği özgün mimari örnekler olarak tarihe geçmiştir.
Azerbaycan şehirlerinde hamamlar Orta Çağlardan itibaren yaygın olarak inşa edilmiş ve yerel mimari geleneklere göre şekillenmiştir. Şuşa şehri de bu açıdan zengin bir hamam kültürüne sahip olmuş, çeşitli mahallelerde çok sayıda kamu hamamı faaliyet göstermiştir. Abdül Samed Bey Hamamı, Şuşa şehrinde inşa edilen ve şehrin üst mahallelerinden biri olan Hamam önündeki Mahallesi’nde yer alan ilk hamam yapılarından biri olmuştur.
Hamam, XVIII. yüzyılın 50’li yıllarında, Şuşa’nın kale-şehir olarak şekillenmeye başladığı dönemde, Pənah Ali Han’ın yeğeni Abdül Samed Bey Behbudali Bey oğlu Cavanşir tarafından yaptırılmıştır ve yapı onun adıyla anılmaktadır. Hamamın giriş kapısının üzerinde Şuşa şehrinin kuruluş tarihi, hamamın yapım yılı ve sahibinin adı yazılı bir kitabe bulunmaktaydı. Binanın izleri yaklaşık olarak XIX. yüzyılın sonlarına kadar korunmuştur.
Müslüman geleneklerine göre, şehrin her mahallesinde bir hamam bulunmalıydı. Bu nedenle Eski Şuşa’da toplamda on yedi hamamın var olduğu tahmin edilmektedir. Hamamlara su genellikle kuyulardan alınır ve tuz oranı yüksek olurdu. Şuşa hamamlarında erkekler ve kadınlar için banyo günleri ayrı olarak belirlenirdi. Hamamlar genellikle geniş dinlenme odaları ve soyunma alanlarından oluşurdu.
Hamamlar özellikle kadınların yaşamında önemli bir sosyal rol oynamıştır. Kadınlar burada yeni kıyafet ve takılarını sergiler, oğulları için gelin seçer, düğün öncesi törenler düzenlerdi. Hamam törenleri çoğu zaman müzik, dans ve tatlı ikramlarıyla birlikte yapılırdı. Bazı durumlarda hamamlar kapatılarak zorhane türü spor müsabakaları da düzenlenirdi.
İnsanların tamamen çıplak yıkanması edepsizlik olarak kabul edildiğinden, vücudun alt kısmına fite adı verilen özel bir havlu bağlanırdı. Hamamların iç ve dış bölümleri savaş ve av sahneleri, pehlivan tasvirleri ile Nizami, Firdevsî ve diğer klasik edebiyatçıların eserlerinden alınan illüstrasyonlarla süslenirdi. Şuşa’daki ilk hamamın, Karabağ Hanı İbrahim Halil Han’ın amcasının oğlu Abdül Samed Bey tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. Yerel kaynaklara göre bu hamam, Şuşa şehrinin kuruluşu (yaklaşık 1750 yılı) ile aynı döneme denk gelmektedir.
Abdül Samed Bey bir süre Ağa Muhammed Şah Kaçar’ın sarayına rehine olarak verilmiş, ancak saraydaki adaletsizliklere dayanamayarak kaçmaya teşebbüs etmiş ve yolda öldürülmüştür. O, Karabağ Hanlığı tarihinde önemli rol oynayan şahsiyetlerden biri olarak tanınmaktadır. Hamamın bulunduğu mahalle daha sonra onun şerefine Hamam önündeki Mahallesi olarak adlandırılmıştır; bu da yapının eskiliğini ve popülerliğini göstermektedir.
Yıkanma işlemi bittikten sonra ritüel abdest aşamasına geçilirdi. Bunun için kırk açar adı verilen özel kaplarla doldurulmuş temiz su kullanılırdı. Bu kaplar çilcam (perfüzyon kabı) olarak da bilinirdi. Ritüelden sonra kişi tamamen kuruyana kadar ona dokunulması uygun görülmezdi. Hamama getirilen eşyaların taşınması ve saklanması için hamam sandığı adı verilen bakır kaplar kullanılırdı. Bu kapların kapağı ve alt kısmı ayrılabilir, gerektiğinde hamam tası olarak da kullanılabilirdi.
Kadınlar hamama kına, basma, sırma, yumuşatıcı yağlar ve çeşitli buhurlar getirirdi. Hamamdan bir gün önce kına ve basma kullanılır, hamamda ise yıkanırdı. Hamamdan sonra yağlar ve hoş kokulu maddeler vücuda sürülürdü. Gelinler hamamda el ve ayaklarına kına yakar, kadınlar ise çeşitli takılar takardı. Yıkanma sırasında takılar hamam sandığına konulur, kilitlenir ve hamam görevlilerine teslim edilirdi.
Sonuç olarak hamamlar, Azerbaycan ve genel olarak Doğu şehir kültüründe önemli kamusal ve mimari yapılar olarak şekillenmiştir. Bunlar yalnızca günlük yaşam ve hijyen ihtiyaçlarını karşılayan mekânlar değil, aynı zamanda sosyal iletişimin, gelenek ve göreneklerin ve kültürel ilişkilerin oluştuğu kamusal platformlar olmuştur. Hamamlar şehircilik yapısında önemli bir yer tutmuş, mahalle yaşamının düzenlenmesinde ve toplumsal ilişkilerin gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
Azerbaycan topraklarında, özellikle Şuşa gibi kadim şehirlerde hamam kültürü yüksek düzeyde gelişmiş, yerel mimari gelenekler ile Doğu mimari üsluplarının sentezi sonucunda özgün yapılar ortaya çıkmıştır. Abdül Samed Bey Hamamı gibi anıtlar bu kültürel mirasın önemli örnekleri olmakla birlikte, Karabağ Hanlığı döneminin sosyal ve mimari tarihini incelemek için değerli kaynaklar olarak kabul edilmektedir.
Bu tür anıtların korunması, araştırılması ve restore edilmesi, milli-kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması açısından özel önem taşımaktadır. Hamamlar yalnızca geçmişin mimari örnekleri değil, aynı zamanda Azerbaycan halkının günlük yaşam, sosyal hayat ve kültür tarihinin canlı göstergeleridir.