Azerbaycan zengin bir tarihe sahiptir ve bu tarih yalnızca siyasi olaylar ve devletçilik gelenekleriyle değil, aynı zamanda kadim şehirleri, kaleleri ve mimari anıtlarıyla da karakterize edilmektedir.

Bu topraklarda yüzyıllar boyunca oluşan şehircilik ve mimarlık kültürü, halkın sosyo-politik yaşamını, feodal yönetim sistemini ve kültürel dünya görüşünü yansıtan önemli bir miras niteliği taşımaktadır.

Azerbaycan coğrafyası, tarih boyunca farklı uygarlıkların, hanlıkların ve devlet yapıların kesişme noktasında yer almış, bu durum mimari ve şehircilik alanında özgün bir sentezin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Orta Çağ’dan itibaren şekillenen kale-şehirler, saray kompleksleri, dini yapılar ve sivil mimarlık örnekleri, dönemin siyasi gücünü, savunma stratejilerini ve sosyal yapısını yansıtan önemli kaynaklar olarak değerlendirilmektedir.

Özellikle feodal dönemde inşa edilen kaleler ve saraylar, yalnızca askerî ve idari merkezler değil, aynı zamanda kültürel, ekonomik ve toplumsal yaşamın odak noktaları olmuştur. Bu yapılar, hükümdar ailesinin ikametgâhı olarak hizmet vermenin yanı sıra, diplomatik görüşmelerin, kültürel etkinliklerin ve yönetim faaliyetlerinin yürütüldüğü mekânlar olarak da işlev görmüştür.

Azerbaycan mimarlık geleneği, yerel yapı teknikleri, doğal taş işçiligi, dekoratif plastik unsurlar ve planlama anlayışı bakımından zengin ve özgün özellikler taşımaktadır. Bu mimari miras, yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda Kafkasya ve Yakın Doğu mimarlık tarihinde de önemli bir yere sahiptir.

Bu bağlamda, Karabağ bölgesinin tarihî ve kültürel merkezi olan Şuşa şehri, Azerbaycan şehircilik ve mimarlık tarihinin en seçkin örneklerinden biri olarak öne çıkmakta ve burada inşa edilen saray, kale ve savunma yapıları, XVIII–XIX. yüzyıl feodal şehir planlamasının karakteristik örneklerini oluşturmaktadır. Şuşa Kalesi içinde inşa edilen saray ve kale kompleksleri, XVIII. yüzyıl feodal devletçilik sisteminin ve Azerbaycan mimarlık okulunun karakteristik örnekleri olarak dikkat çekmektedir. Bu anıtlar arasında Karabüyük Hanım Sarayı (Karabüyük Hanım Kulesi), mimari özellikleri ve tarihî önemi bakımından öne çıkan nadir saray komplekslerinden biridir.

Karabüyük Hanım Sarayı (Karabüyük Hanım Kulesi), Şuşa şehrinin tarihi merkezinde bulunan önemli bir mimari anıttır. Kaynaklarda Şuşa Kalesi sınırları içinde birden fazla sarayın varlığından söz edilse de, bunlardan yalnızca Karabüyük Hanım Sarayı ve Penah Ali Han Sarayı günümüze ulaşabilmiştir. Karabüyük Hanım Sarayı’nın giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre yapı, hicrî 1182 (1768) yılında inşa edilmiştir.

Kompleksi çevreleyen kale surlarının kulelerinden biri

Han saraylarının yer aldığı kaleler, Azerbaycan’ın feodal dönem kale-şehirlerinin karakteristik örneklerindendir. XVIII. yüzyılın başlarından itibaren ortaya çıkan hanlıklar döneminde bu kalelerde saray kompleksleri ve yardımcı yapılar, hükümdarın ve ailesinin ikametgâhını, güvenliğini ve yönetim faaliyetlerini sağlamak amacıyla inşa edilmiştir. XVI–XVIII. yüzyıllarda Azerbaycan’daki kalelere İçeri Gala, Bala Gala veya Ark (Tebriz örneğinde olduğu gibi) adı verilmekteydi.

Genellikle feodal şehirlerin inşasına hükümdar sarayının yapımıyla başlanırdı. Şuşa Kalesi’nin bulunduğu bölgenin stratejik önemi nedeniyle Penah Ali Han Sarayı da dâhil olmak üzere kale içindeki kulelerin yapımına, kalenin inşasıyla eş zamanlı olarak başlanmıştır. Mirza Adıgüzel Bey’e göre Penah Ali Han döneminde Şuşa’da han ailesinin üyeleri için “geniş binalar ve yüksek saraylar” inşa edilmiştir.

Şuşa Kalesi’nde inşa edilen saraylardan günümüze yalnızca iki tanesi ulaşmıştır: kalenin güneydoğu kısmında yer alan Karabüyük Hanım Sarayı ve derin bir vadinin kenarındaki kayalık üzerinde yükselen Penah Ali Han Sarayı.

Sarayı çevreleyen kalenin cephesi ve bir bölümü

Şuşa Kalesi’ndeki sarayların özgün mimari özellikleri eski dönemlerden itibaren gezginlerin ve araştırmacıların dikkatini çekmiştir. XIX. yüzyılın ortalarında yayımlanan Kafkasya gazetesi, han ailesinin saraylarının şehirdeki diğer yapılardan mimari karakteriyle ayrıldığını ve köşelerinde yuvarlak kulelerle çevrili yüksek duvarlara sahip olduğunu belirtmiştir.

Araştırmalar, Şuşa saraylarının genel olarak benzer bir plan şemasına sahip olduğunu göstermektedir: dikdörtgen planlı yapıların dört köşesinde savunma kuleleri yer almakta, iç surlara bitişik olarak hizmetkârlar için konut binaları inşa edilmekteydi. Şahbulag Kalesi’nin mimari özellikleri, Şuşa kalelerinin mekânsal çözümünü ve plan oluşumunu önemli ölçüde etkilemiştir.

Bu sarayların girişleri genellikle kuzey yönünde konumlandırılmıştır. Ana girişin karşısında savunma amacıyla, L planlı geçişe sahip prizmatik bir kule inşa edilmiştir. Kompleks içinde tek katlı konut ve hizmet yapıları iç çevre boyunca sıralanmış, bunların çatılarından yaklaşık 1,5 metre yükseklikte sur duvarlarında mazgallar yerleştirilmiştir. Böylece konut binalarının çatıları savunma platformu olarak kullanılmıştır.

Ana giriş kapısı İbrahimhalil Han Sarayı’ndaki çözümü andırmakla birlikte, burada prizmatik çıkıntı iki katlıdır. İkinci kata avlu kenarındaki taş merdivenle çıkılmaktadır. Sarayın üst katı han ve ailesinin yaşam alanı olarak kullanılmıştır. Odaların duvarları ve tonozlu tavanları duvar resimleriyle süslenmiş, çevrelerinde yaklaşık 1,80 metre yüksekliğinde saçaklı bir çıkıntı bulunmaktadır.

Saray kompleksini çevreleyen kale duvarlarının kuleleri iki kademeli olup yukarı doğru daralmaktadır. Kuleler kubbeli çatıya sahiptir ve her iki katında taş şömine ve nişlerin bulunması, kulelerin hem savunma hem de konut amacıyla kullanıldığını göstermektedir.

Saray binasının tavanı ve duvarları özenle yontulmuş küçük boyutlu taşlardan inşa edilmiştir. Plastik mimari elemanların işlenmesinde estetik zarafet açıkça hissedilmektedir.

Karabüyük Hanım Sarayı, Şuşa’nın kültürel ve tarihî kimliğinin oluşumunda önemli rol oynayan mimari anıtlardan biridir. Bu tür saray kompleksleri yalnızca idari ve askerî amaçlarla değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal yaşamın merkezleri olarak da işlev görmüş ve Karabağ bölgesinde siyasi iktidarın bir simgesine dönüşmüştür.

Bu anıtın korunması, restorasyonu ve bilimsel olarak incelenmesi, Azerbaycan’ın kültürel mirasının gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşımaktadır. Karabüyük Hanım Sarayı gibi tarihî mimari örneklerin sistemli bir şekilde araştırılması ve uluslararası bilimsel dolaşıma dâhil edilmesi, Azerbaycan mimarlık tarihinin daha derinlemesine incelenmesine ve ulusal mirasın dünyaya tanıtılmasına önemli katkılar sağlayacaktır.

Sonuç olarak, Karabüyük Hanım Sarayı yalnızca Şuşa şehrinin değil, genel olarak Azerbaycan mimarlık mirasının değerli incilerinden biri olarak değerlendirilmeli ve kültürel hafızamızın korunmasında özel bir yere sahip olmalıdır.