27 Eylül’de Ermenistan silahlı birlikleri geniş çaplı bir provokasyon amacıyla Azerbaycan topraklarına saldırdı.
Televizyon aracılığıyla Savunma Bakanlığı’nın resmi açıklaması yayımlandı:
“Azerbaycan Ordusu tüm cephe boyunca karşı taarruz operasyonuna başlamış, düşmana ağır darbeler indirilmektedir, şehitlerimiz vardır...”
Azerbaycan Ordusu birlikleri düşman saldırılarını kararlılıkla püskürttü. Başkomutanın emriyle geniş çaplı karşı taarruz operasyonu başlatıldı. Bu operasyon tarihe Vatan Savaşı olarak geçti ve halkımızın birliğinin sembolü olarak “Demir Yumruk” adıyla hafızalara kazındı.
Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın Kararnamesi ile ülkede sıkıyönetim ve kısmi seferberlik ilan edildi. Ben ise 28 Eylül tarihinde seferberlik planına uygun olarak yeni kurulan askeri birliğin karargâhında görevime başladım.
Tüm cephe boyunca şiddetli çatışmalar devam ediyor, düşman güçlü direniş gösteriyordu. Azerbaycan Ordusu düşmanın tahkim edilmiş savunma hattını yarmak için kararlılıkla savaşıyordu. Savunma Bakanlığı’nın düzenlediği brifingde Fuzuli ve Sugovuşan yönünde düşman savunmasının yarıldığı, ayrıca düşmanın Murov Dağı’ndan uzaklaştırıldığı bilgisi verildi. Bu haber hem kamuoyunda hem de savaşan askerler arasında büyük bir moral ve motivasyon kaynağı oldu. Bu, geri dönülmez bir coşku ve zafere olan inançtı.
Halk, savaşan orduya hem maddi hem de yüksek düzeyde manevi desteğini esirgemiyordu. Halkın bu inancı ve güveni, savaşçıların zafer ruhunu daha da alevlendiriyordu. Vatan Savaşı’nda savaşan ordu ile halkın sloganı aynıydı:“Zafer bizimdir!”
Dünyanın dikkati Azerbaycan’a ve ülkemizin yürüttüğü adil savaşa yönelmişti. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in halka hitabında dile getirdiği düşünceler yalnızca Azerbaycan halkına değil, aynı zamanda dünya kamuoyuna da yönelikti:
“Biz haklıyız, biz kendi toprağımızda savaşıyoruz, kendi toprağımızda şehitler veriyoruz. Bizim savaşımız kutsal bir savaştır!”
Halk, bu kutsal savaşın mutlaka zaferle sonuçlanacağına emindi. Bu güven; ordunun en modern savaş teknolojileri, insansız hava araçları, yüksek yıkıcı güce sahip uzun menzilli füze sistemleriyle donatılmasına, personelin yüksek savaş ve manevi-psikolojik hazırlığına, asker ve subayların vatanseverliğine, devlete ve devletçiliğe olan sadakatine dayanıyordu.
Ordumuz savaşarak ardı ardına zaferler kazanıyordu. 3 Ekim’de Sugovuşan düşman işgalinden kurtarıldı. Bu zafer ordunun savaş azmini ve zafer ruhunu daha da coşturdu. Düşman ilk büyük yenilgisini yaşadı. Halk bu başarıyı Büyük Zafer’in başlangıcı olarak değerlendirdi. Savaşçılarımız Cebrayıl yönünde düşmanı savunmanın derinliklerine doğru sıkıştırıyordu. 4 Ekim’de Cebrayıl ilçe merkezi işgalden kurtarıldı ve halk bu zaferi büyük bir coşkuyla karşıladı. Azerbaycan ve Türkiye bayrakları zafer sevincinin sembolüne dönüştü.

Seferberlikle oluşturulan birliğin hazırlıklarını tamamlayarak Füzuli yönünde, cephe hattına yakın bir bölgeye konuşlandık ve her an muharebe görevini yerine getirmeye hazır durumdaydık. Cephede ağır darbeler alan düşman yenilginin acısını hissediyor, asker ve subaylar silahlarını, mühimmatlarını ve savaş araçlarını bırakarak geri çekiliyordu.
Cephe hattı, Cebrayıl’ın Soltanlı ve Hocavend’in Araköl yerleşim yerleri çevresindeki yükseltilerden geçiyordu. Ordumuz savaşarak ilerliyor, yeni yerleşim yerlerini ve stratejik tepeleri işgalden kurtarıyordu. Düşmandan temizlenen siperler ve tahkimatlar, düşmanın çok ciddi ve güçlü bir savunma hattı kurduğunu gösteriyordu.
Şiddetli çatışmalar sırasında öyle bir durum oluştu ki, düşman geri çekilirken sonraki siperlerde tutunamadı ve aceleyle kaçmak zorunda kaldı. Bu siperler incelendiğinde, düşmanın oraya önceden ateşli silahlar için mühimmat, el bombaları, su ve gıda stokları yerleştirdiği anlaşıldı.
Zorlu fiziki-coğrafi koşullarda, dağlık ve ormanlık alanlarda görev yapan askerlerimiz eşsiz bir kahramanlık sergiledi. Savaşçılarımız askeri teorinin temel ilkelerinden yararlanarak ani baskınlar düzenliyor, düşmanı beklemediği yerden vuruyor, geçilmez kayalıklar, sık ormanlar, çiseleyen yağmur ve sisli havalarda bile düşmanın derinliklerine sızmayı başarıyordu. Onlar imkânsızı mümkün kıldılar.
Sugovuşan, Cebrayıl, Ağoğlan, Hudaferin, Zengilan, Gubadlı ve Şuşa işgalden kurtarıldı. Savaşta yenilgiyi kabul eden düşman, üçlü anlaşmanın şartlarına göre Ağdam, Kelbecer ve Laçın bölgelerini terk etmek zorunda kaldı.

İşgalden kurtarılan topraklarda Ermeni vandalizminin izlerini kelimelerle ifade etmek zordur: bir yanda yıkılmış, harabeye dönmüş köyler, tahrip edilmiş evler, düşmanın savunma için kurduğu siperler ve tahkimatlar, işgal döneminde kullandığı tarım alanları ve bahçeler; diğer yanda ise şiddetli çatışmaların izleri – vurulmuş tank ve savaş araçlarının kalıntıları, mermi patlamalarının açtığı derin çukurlar ve savaş alanında kalan izler.
Karabağ’da yalnızca yerleşim yerleri değil, onun güzel doğası, dağları, ormanları ve nehirleri de özgürlüğüne kavuştu.
Ekim ayının sonlarında güneşli bir gündü. Gubadlı’nın Hanlık köyü işgalden kurtarılmıştı. Yeni görevleri netleştirmek için Cebrayıl’daki karargâha dönüyorduk. Uzakta gökyüzünde kara bir bulut dikkatimizi çekti. Yaklaştıkça bunun bir bulut değil, özgür Karabağ semalarında uçan bir kuş sürüsü olduğunu anladık. Sanki doğa ve tüm canlılar da Ermeni faşizminin zulmünden kurtulmanın sevincini yaşıyordu.
Düşman 44 günün sonunda diz çöktü. Güney Kafkasya, Ermeni faşizminin zulmünden kurtuldu. Azerbaycan’ın devlet sınırları yeniden tesis edildi, toprak bütünlüğümüz sağlandı.
10 Aralık 2020’de Bakü’de Zafer Geçidi töreni düzenlendi. Azadlık Meydanı’nda gururla yürüyen Azerbaycan Ordusu’nun yiğit askerleri tarihe geçen unutulmaz anlar yaşattı ve Azerbaycan halkına büyük bir gurur duygusu verdi.
Topraklarımızı işgalden kurtarmakla ekonomik gücümüzü de artırdık. Tarımın ve turizmin gelişmesi için elverişli bölgeleri, su kaynaklarını, ormanları, altın ve maden yataklarını özgürlüğüne kavuşturduk. En önemlisi ise yıllardır vatan hasreti çeken göçmen ve mültecilerin doğdukları yurtlarına, köylerine geri dönmeleri için şartlar oluşturuldu.
Vatan Savaşı’nda elde ettiğimiz başarı, Türk dünyasının son yüzyılda kazandığı en parlak zaferdir. Vatan Savaşı, Türk birliğinin güçlenmesine, askeri ve ekonomik ilişkilerin genişlemesine ivme kazandırdı. Azerbaycan’ın dostlarını ve düşmanlarını hem içte hem dışta ortaya çıkardı. Ermenistan’ın başarısız bir devlet olduğunu kanıtladı.
Bu savaş, askeri tarihte yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu. Modern savaş modeline geçiş sağlandı.
Azerbaycan, Türkiye ve Pakistan halklarının kardeşliğini ölümsüzleştirdi. Güney Kafkasya bölgesinde yeni bir barış ve iş birliği döneminin başlamasına zemin hazırladı. Komşumuz İran’ın sinsi ve ikiyüzlü tutumunu bir kez daha açığa çıkardı. Dünyaya “Ben de varım, benimle hesaplaşmalısınız” mesajını verdi. Türkiye-Azerbaycan merkezli yeni Türk Devletleri Teşkilatı’nın oluşum sürecini hızlandırdı.
Halk–ordu birliğini güçlendirdi, Azerbaycan ordusunun personeli önemli savaş tecrübesi kazandı, işgalden kurtarılan bölgelerin mayınlardan temizlenmesini sağladı.
Dünyanın tanınmış haber ajanslarının temsilcileri ve blog yazarlarının işgalden kurtarılan bölgelere ziyaretlerini organize ederek Ermeni barbarlığını kendi gözleriyle görmelerini ve bunun dünyaya tanıtılmasını sağladı. Kardeş ve dost ülkelerin şirketlerini Karabağ’ın yeniden inşasına davet ederek yabancı yatırımların ülkemize çekilmesini, işgalden kurtarılan bölgelerin yeniden imar edilmesini, konutların, sosyal tesislerin, iletişim hatlarının ve altyapı tesislerinin inşasını organize etti. Tüm dünyaya kendi gücüyle adaleti yeniden tesis ettiğini gösterdi ve bir kez daha “Dünya beşten büyüktür” sözünün doğruluğunu kanıtladı.