Aslanbeyli köyü, Kazakh ilçesinin Ermenistan sınırında yer alan, taş devrinden modern döneme kadar kesintisiz yerleşimi yansıtan önemli bir tarihî-kültürel mekândır.

Avey Dağı çevresindeki eski mağara yerleşimleri, tunç ve erken demir dönemine ait kurganlar, yeraltı mezar odası, Kafkas Albanyası’na ait Hristiyan nekropolü ve Orta Çağ Müslüman mezarlığı köyün çok katmanlı tarihini kanıtlamaktadır. Orta Çağ köprüsü, XIX–XX. yüzyıllara ait dinî-mimari yapılar, Sovyet dönemi altyapısı, tanınmış bilim insanı ve şairlerin mezarları ile Karabağ savaşları şehitleri, Aslanbeyli’yi Azerbaycan’ın zengin mirasa sahip önemli kültürel-tarihî merkezlerinden birine dönüştürmüştür.
Kazakh ilçesinin Ermenistan sınırında yer alan Aslanbeyli köyü, İnca Çayı’nın yatağı boyunca kurulmuştur. Köyün tarihini izlemek için onun arazisinde ve çevresinde bulunan anıtlara bakmak yeterlidir. Farklı dönemlere ait bu anıtların incelenmesi, bölgede yerleşimin taş devrinden günümüze kadar kesintisiz sürdüğünü göstermektedir.
Aslanbeyli köyü, eski insan yerleşimlerinden biri olan Avey Dağı’na yalnızca birkaç kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Dağın eteklerinde ve yamaçlarında Azerbaycan topraklarında bilinen en eski insan yerleşimlerinden sayılan Damcılı ve Daş Salahlı mağara yerleşimleri yer almaktadır. Taş devrine ait bu anıtlar, Avey Dağı ve çevresinin ilk insan toplulukları için önemli bir yaşam ve faaliyet merkezi olduğunu doğrulamaktadır. Avey Dağı ile Aslanbeyli köyü arasındaki alan, tunç dönemine ait insan faaliyetlerinin izlerini de korumuştur. Bu buluntular arasında taş üzerinde farklı şekillerde oyulmuş çukurlar ve oyuklar özel bir yer tutmaktadır. Bu tür izlere Gobustan’da ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde de rastlanmaktadır. Araştırmacıların görüşüne göre, bu oyuklar dinî veya ritüel amaçlarla yapılmıştır. Büyük olasılıkla, bunları eski çağlarda hayvancılıkla uğraşan kabileler hazırlamış, bu kabileler yakınlardaki yüksek dağ otlaklarından yararlanmış ve burada çeşitli ayinler gerçekleştirmişlerdir.
Tunç döneminin sonu ve erken demir dönemine ait anıtlardan biri de günümüzde köy sınırları içinde bulunan bir tepede yer alan kurgan mezarlığıdır. Genel olarak, bu yükseltide beş kurgan bulunmaktaydı. Bu kurganların bulunduğu konum, çevredeki alanı tamamen kontrol etmeye imkân veriyordu ki bu durumun hem simgesel hem de stratejik bir önem taşıdığı düşünülmektedir.



Aslanbeyli köyü

Yeraltı serdabe
1970’li yıllarda bu alanda arkeologlar incelemeler yapmış ve araştırmalar sırasında nehir taşından yontulmuş küçük baharat kapları bulunmuştur; bunlar o dönemin tipik mezar eşyalarına ait örneklerdir. Ne yazık ki, daha sonraki yıllarda kurganların bulunduğu alana bahçe kurulmuş ve kurganlar tahrip edilmiştir. Ayrıca yapılan arkeolojik araştırmaların raporu günümüze ulaşmamış olup, bu durum nekropol hakkında tam bir fikir edinmeyi oldukça zorlaştırmaktadır.
Kurganların yakınında, tepenin zirvesinde 1977 yılında yeraltı mezar odası keşfedilmiştir. Mezarın kesin tarihi belirlenmemiştir, ancak bazı özelliklerine dayanarak onun eski dönemlere ait olduğu tahmin edilmektedir. Türbe, pişmiş kırmızı tuğladan, yerel kaya taşından ve dağlardan getirilen kırmızı tüften inşa edilmiştir. Yeraltı mezarı sekizgen bir yapıya sahiptir. Bir taraftan kemerli bir dromos, yani mezara giriş yolu yapılmıştır. Bu kadar hassas şekilde inşa edilmiş bir mezarın varlığı, bölgede yüksek düzeyde gelişmiş yerleşik bir nüfusun bulunduğunu göstermektedir. Bu tür yapıların inşası için mimarlık ve ustalık bilgisi ile taş işçiliği becerisi gerekliydi. Bunun yanı sıra, Aslanbeyli çevresinde ortaya çıkarılan arkeolojik materyaller burada gelişmiş seramik ve tuğla üretiminin varlığını doğrulamaktadır ki bu da bölgede eski çağlardan beri güçlü zanaatkârlık geleneklerinin bulunduğunu göstermektedir. Tüm bunlar, tepe çevresinde önemli ekonomik ve kültürel ilişkilere sahip büyük bir yerleşim alanının bulunduğunu doğrulamaktadır.
Aslanbeyli köyünden biraz uzakta, Avey Dağı’na giden yolun kenarında Kafkas Albanyası dönemine ait erken orta çağ anıtı yer almaktadır. Bu anıt, üzerinde karakteristik biçimde işlenmiş haç motifi bulunan bir haçkar mezar taşından oluşmaktadır. Yakın çevrede benzer diğer mezar taşlarının kalıntılarına da rastlanmaktadır ve burada erken orta çağlara ait bir mezarlığın bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu tür Hristiyan nekropolleri, Alban kabilelerinin yerleştiği bölgeler için karakteristiktir. Haçkar ve diğer mezar taşlarının varlığı, Aslanbeyli çevresinde yaşamış halkın Hristiyan geçmişi hakkında ayrıntılı bir fikir edinmeye olanak sağlamaktadır.

Şeyh Hacı Mahmud Efendi'nin evi

Aslanbeyli Camii
Köyde birkaç mezarlık bulunmaktadır. Orta çağlara ait eski Müslüman mezarlığı artık köy sınırları içinde yer almaktadır. Günümüzde burada defin yapılmamaktadır ve alan tarihî bir mekân olarak korunmaktadır. Mezar taşlarının çoğunda yazı bulunmaması, bu mezarların eski olduğuna işaret eder ve en az 250 yıllık olduklarını düşündürmektedir. Büyük olasılıkla bu mezarlık XVI–XVIII. yüzyıllarda kurulmuştur; o dönemde mezar anıtlarının düzenlenmesi sade ve yalın özellikleriyle dikkat çekmekteydi. Böylece eski Müslüman mezarlığı, Aslanbeyli köyünün tarihî-kültürel peyzajının önemli bir parçası olarak yerleşimin gelişim aşamalarından birini yansıtmaktadır.
Orta çağ mimarisinin bir diğer anıtı ise İnca Çayı üzerinde inşa edilmiş köprüdür. Günümüzde çay nispeten küçük görünse de, geçmiş dönemlerde çok daha bol suya sahipti; özellikle dağlardan gelen mevsimlik sel suları sırasında çay oldukça tehlikeli hale gelirdi. İnca Çayı’nı geçmek ciddi bir zorluk oluşturduğundan, taş köprü kalıcı ulaşımı sağlayan önemli bir yapıydı. Günümüze köprünün yalnızca parçaları — kıyılardan birinde bulunan büyük bir ayağın bir kısmı — ulaşmıştır. Köprünün büyük bölümü yıkılmış olsa da bu ayağın boyutları, yapının ölçeğini ve önemini anlamaya olanak vermektedir. Ayağın yüksekliği ve genişliği, köprünün güçlü su akımlarına ve yoğun insan hareketine dayanabilecek şekilde inşa edildiğini göstermektedir. Köprü, çayın iki kıyısını birleştirerek Aslanbeyli’den geçen ve Batı Azerbaycan’a uzanan kervan yolları üzerindeki ulaşımı sağlamaktaydı. Bu yollar hem tüccarlar hem de yerli halk tarafından yaygın biçimde kullanılmış, bu da köprünün kültürel ve ekonomik ilişkilerin gelişmesinde hayati önem taşıdığını göstermiştir.
XIX. yüzyılın sonu – XX. yüzyılın başlarına ait Aslanbeyli köyünün tarihî-mimari anıtları, Şeyh Hacı Mahmud Efendi Karani adıyla doğrudan bağlantılıdır. Şeyh Hacı Mahmud Efendi Karani (1835–1896), tanınmış bir din adamı, şair ve tasavvuf âlimi olmuştur. Türkiye’nin Amasya bölgesinde Nakşibendi tarikatının önde gelen temsilcilerinden Mir Hamza Seyid Nigarî’nin rehberliğinde yüksek dinî eğitim almış ve onun halifelik izni verdiği yedi müridden biri olarak tanınmıştır. Kaynaklara göre, Şeyh Hacı Mahmud Efendi yalnızca Nakşibendiliğin 33. şeyhi olmakla kalmamış, aynı zamanda bu tarikatın Azerbaycan’daki son halifesi olmuştur.
Günümüzde Aslanbeyli köyünde bulunan Şeyh Hacı Mahmud Efendi’nin türbesi, Azerbaycan, Türkiye, Borçalı ve Dağıstan’dan gelen ziyaretçiler tarafından kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilmektedir. Genel olarak Aslanbeyli köyünde Şeyhin adıyla bağlantılı dört maddî-kültürel miras yapısı kayıt altına alınmıştır: Şeyh Hacı Mahmud Efendi’nin yaşadığı ev, misafirhane (konuk evi), türbe ve onun vefatından sonra 1909 yılında adına inşa edilen köy camisi. Söz konusu yapılar, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun 2 Ağustos 2001 tarihli 132 sayılı kararı ile yerel öneme sahip tarihî-kültürel anıtlar listesine dahil edilmiş ve devlet koruması altına alınmıştır.
Sovyet döneminin ilk kolektifleştirme yıllarına ait anıtlardan biri de günümüze kadar ulaşan küçük bir akvedüğün ayağıdır. Özenle yontulmuş taştan inşa edilen bu akvedük, İnca Çayı üzerinden suyun geçirilmesi için kullanılmış ve köyün o dönem için önemli altyapı unsurlarından biri olmuştur. Ayağın üzerinde bulunan inşa tarihi — 1927 yılı — bugün hâlâ okunabilmektedir ve bu durum yapının tarihî değerini daha da artırmaktadır. Boyutlarının küçük olmasına rağmen akvedük, XX. yüzyılın başlarına ait mühendislik mimarisinin ilginç örneklerinden biri olup Aslanbeyli köyünün çok katmanlı ve sürekli gelişen kültürel mirasının ayrılmaz bir parçasıdır.
Köy sınırları içinde bulunan mezarlıkta, bölgenin bilimsel ve kültürel yaşamında önemli rol oynamış kişilerin mezarları yer almaktadır. Bunlar arasında Profesör Ahmed Seyidov ve şair Akif Semed’in mezarları özel bir yere sahiptir. Bu aydın kişilerin Aslanbeyli köyünde defnedilmiş olması, burada eğitim geleneğinin ve zengin edebî ortamın tarihsel hafızada önemli yer tuttuğunu göstermektedir.
Ahmed Yusuf oğlu Seyidov (1882–1977) — Azerbaycanlı bilim insanı, Transkafkasya ve Azerbaycan’da ilk pedagoji bilimleri doktoru, profesör, emektar bilim insanı ve Azerbaycan pedagoji tarihinin ilk ve en saygın araştırmacılarından biridir. Azerbaycan’ın ilk “Elifba” ders kitaplarından birinin yazarları arasında yer almıştır. Seyidov, farklı yıllarda Lenkeran kazası halk eğitim dairesinin müdürü, Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesinde pedagoji ve psikoloji bölüm başkanı, ayrıca üniversitenin rektörü olarak görev yapmıştır. İlginç bir şekilde, dört çocuğunun her biri bilimsel faaliyetlerle uğraşmış ve profesör veya bilim adayı derecesi almıştır. Hepsi babalarının mezarının çevresine defnedilmiştir.
Akif Semed (1959–2004) — tanınmış bir şair, Azerbaycan Yazarlar Birliği üyesi olup XX. yüzyılın sonu ile XXI. yüzyılın başlarında Azerbaycan şiirinin özgün isimlerinden biri sayılmaktadır. Hem şair, hem gazeteci-yazar hem de toplum düşünürü olarak tanınmıştır. Mezarının üzerinde heykeltıraş S. Quliyev tarafından yapılmış bir büst yer almaktadır.
Bağımsızlık döneminde Azerbaycan halkı Karabağ çatışmasına dahil olmuştur. Aslanbeyli köyü de Ermenistan sınırına yakın bir yerleşim olarak bu savaşta aktif rol oynamış ve vatan uğruna şehitler vermiştir. Bu kahraman köy, Birinci Karabağ Savaşı’nda 17 kişi, Nisan çatışmalarında 1 kişi, Vatan Savaşı’nda ise 1 kişi olmak üzere toplam 19 şehit vermiştir. Günümüzde şehitlerin hatırası her zaman saygıyla anılmakta ve isimlerinin yaşatılması için önemli çalışmalar yapılmaktadır. Aslanbeyli köyü sakinleri, 2022 yılında şehit olan vatan evlatlarının anısını yaşatmak amacıyla “Şehitler Çeşmesi” adlı bir anıt inşa etmiş ve kahraman şehitlere olan saygılarını bu şekilde ifade etmişlerdir.
Sonuç olarak, Aslanbeyli köyü ve çevresinde günümüze kadar korunmuş olan anıtlar, bu bölgede yüzyıllar boyunca süren yerleşik yaşam tarihini izlemeye olanak sağlamaktadır. Arkeolojik ve mimari örnekler, burada yaşayan halkın eski çağlardan beri tarım ve hayvancılıkla uğraştığını, ayrıca çömlekçilik ve inşaat gibi zanaat dallarını aktif biçimde geliştirdiğini göstermektedir. Bilime, eğitime ve dinî yaşama özel önem verilmiş, bu durum okulların, camilerin, türbelerin ve Hristiyan nekropollerinin varlığıyla doğrulanmıştır. Köy ayrıca manevî önderleri, bilim insanları, şairleri ve kahramanlarıyla tanınmış; onların adları bugün de nesillerin hafızasında yaşamaya devam etmektedir. Bütün bunlar, Aslanbeyli’yi Azerbaycan’ın çok katmanlı ve zengin mirasını yansıtan önemli tarihî-kültürel merkezlerinden biri haline getirmiştir.