Venezuela, 13 yıldır Maduro'nun yönetimi altında. Chavez'in ölümünden sonra koltuğa gelen Maduro, son seçimi gasp ederek yerinde kaldı.

ABD karşıtı bir politika izleyen Maduro, Çin ve Rusya'ya yakın bir politika izledi.

Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervine sahip, ancak bu kaynakları kullanamayan bir ülke. Bakımsız rafinerilerde petrol çıkarıp hazır hale getiriyor, ancak ABD ve Batı'nın yaptırımlarından dolayı kimseye satamıyor.

ABD, Venezuela'ya İran'a uyguladığı sistemle aynı şekilde davranıyor. Trump, Venezuela sinyalini verirken, "Petrol haklarımızı elimizden aldılar. Orada çok petrolümüz vardı. Şirketlerimizi oradan çıkardılar. Ve biz onu geri istiyoruz." dedi.

Maduro'nun yönetimi, halkından kopuk lüks bir yaşam sürerken, diğer tarafta açlık, ilaç yokluğu ve elektrik yokluğu var. Kendi düşen ağlamaz derler buna...

Herkesin beklediği kaçınılmaz sondu bu. Halkı yoksulluğa mahkum edip lüks içerisinde yaşayanlar, milletinden kopan her iktidar bu sonucu muhakkak görür. İlâhi adalet tecelli eder.

Maduro, halkının sesini duymayan, ancak her ortamda "kimseden emir almadığını" ve diğer liderlerden farklı olduğunu söyleyen bir devlet başkanıydı. Muhalefeti susturan, hak ve hukuka riayet etmeyen bir propaganda, halkından kopuk, yaşam hayatı tanımayan bir devlet başkanıydı.

Sandıklar tartışmalı hale gelirken, Venezuela tek adam idaresine girdi. İçeride çürüyen bir rejim, milletinden de koparsa dışarıdan kolay hedef haline gelir.

Elbette ABD'nin derdi demokrasi falan değildir. Gözü petroldedir, yeraltı kaynaklarındadır. Irak'ta ne yaptıysa, Suriye'de ne yaptıysa, Panama'da ne yaptıysa aynısını yapmak ister. Ama şu gerçeği kimse değiştiremez:

Milletinden kopmayacaksın...