Dalları yere kadar eğip -adeta -secde ettiren rüzgâr,semada biriken günahlardan bîzâr...Sanki çisenti halinde gökten inen yağmur, rahmetin değil de ikazın ve gazabın işaretleri gibi.

Rahmet olarak ba's edilen bir Nebi'nin örnek yaşantısı nerede!

Ma'siyet, isyan ve cehalet dolu hayatımız nerede! Nerede heva ve hevesimizin peşinde harcadığımız günler!

Kim gökten gelen hidayet çağrısını kulak ardı eder, kevni mevcudatına iknâ edici cevaplar veremeden, kuru kalabalığa ve modaya uyarak harcarsa sermayesini, ömrü bittiğinde,koyu karanlık bir nedamet pençesinde kıvranır durur.

Eyvahlar ve keşkeler havada uçuşur göz açıp-kapayıncaya kadar geçen hayat filmini seyrederken...Yazık eder kendine. Heba olur yaptıkları. Çok mahcup ve mahzun olur Hesap Günü'nde.

Hayat, debisi yüksek bir ırmak gibi çağladıkça tükeniyor.İlkbaharda aşağı yel esmeye başlayınca eriyen buzlu kar misali ömrümüz...O kadar hızlı eriyor ki,takip etmek ne mümkün.Yaz mevsiminde yüce dağ başındaki zirvede kalan son kar birikintileri kadar bile kalmadı sayılı günler.

Yaşlı dünyamız ahir ömründe Kitap’ın beyanıyla:” Son Saat yaklaştı ve Ay yarıldı...” Sert esen güz rüzgarlarının dalından koparıp önüne kattığı,oradan oraya savurduğu kurumuş sapsarı yapraklar ne kadar daha yaşayabilir ki...Vadesi gelmiş addedilmez mi düşen her yaprak.Doğan güneş, bir günün nihayetinde kaybolurken ufuk çizgisini mateme boğmaz mı ?...Ya karanlığın geceyi bir yorgan misali sarışına ne demeli ...

Çok iyi tanıdığımız, arkadaşlık yaptığımız hatta birlikte büyüdüğümüz nicelerinin vakitli/ vakitsiz tırpanın önünde biçilmiş ekin sapı gibi düştüğüne şahit olmamıza rağmen ibret nazarıyla bakmayı beceremiyoruz hayata. Sanki gözümüzün önünde kat kat ve simsiyah perdeler var...

Elimizle koyuyoruz eşi-dostu, akrabalarımızı, sevdiklerimizi, arkadaşlarımızı, komşularımızı Kıyamet Saati'nde uyanmak üzere markadlarına. Lakin ne fayda. Ölen hep başkası olacakmış gibi inancımız. Mevt kapımızı hiç çalmayacakmış rahatlığıyla mütrefçe bir yaşamla ma'luluz.

"Kıyamet yaklaştı. Ay yarıldı. İnsanların hesabı yaklaştı..." emri ilahisi göz ekranımızın önünde alt yazı olarak geçiyor sadece.. Halbuki ne kadar da azîm bir tenbihât içeriyor. Ne cesîm ve şedît bir günü haber veriyor..

Ey gafil insan!. Dehşetli kahredici, çok yakın mutlak vâki olacak Kıyamet için ne hazırlık yaptın? O gün yeryüzü şiddetle sarsılır. Toprak sinesinde sakladığı her şeyi adeta kusarak tüm havadisi haber verir. Gökler yarılmış, yıldızlar paramparça olup düşmüş,güneş dürülmüş, dağlar yürüyüp didilen yün gibi saçılmış, gökyüzü erimiş, denizler kaynatılmış, vahşi hayvanlar bile bir arada cem edilmiştir..

Ruhlar uzun zamandır hicret ettiği bedenlerine avdet etmiş, cehennem olanca ateşiyle kıpkırmızı ve yakıcı hale getirilmiş bir şekilde bedbahtları yutmak için ağzını açmış, cennetin kapıları açılmış sakinlerini karşılamaya hazır halde sabırsızlıkla beklemekte...

Dağlar yürütülmekle kalmamış her yer dümdüz ova haline gelmiştir. İnsanlar ateşin etrafında kıvranan pervaneler gibi sağa-sola dağılırlar. Emzikli kadınlara çocuğunu unutturan , hamile kadınlara ise evladını düşürttüren, insanları sarhoş gibi avare avare dolaştıran bu pek dehşetli gün, hepimizin uzak ve belki de uzak ihtimal gördüğü Kıyamet Günü’dür.

İnsanlar ,her yerde işitilen bir sesten sonra, çekirge sürüsü gibi kabirlerinden çıkıp her yönden duyulan bir nidaya doğru gözleri semaya müteveccih bir biçimde akın akın giderler. Orası; insanların çıplak haşr olacakları mahşer yeridir. O gün insanlar önderleriyle birlikte muaheze olunurlar. Mücrimlere suçları sorulmaz aksine onlar, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanıp uzunluğu yetmiş arşın boyundaki zincirlerle cehenneme sürüklenirler.

O gün herkese yapıp ettiklerinin karşılığı tastamam verilir; kimseye kıl kadar zulmedilmez. Kişi yaptığı kötü ameller ile arasında upuzun mesafeler olmasını arzular lakin ne fayda!

Kişi dünyada işlediği hayrı da şerri de hazır bulur. Kimse cürmünü inkar edemez. Suçların itiraf edileceği bir gündür o gün. Eller, ayaklar, deriler...dilin yerine konuşmaya başlar. Herkesin kitabı şahit olarak kafidir nefsine.

Gençlerin ,o günün korkusuyla saçları un gibi ağarır...Hz Ebu Bekir'in " Ya Resulullah !sizi yaşlanmış görüyorum " demesi üzerine aldığı cevap ne kadar hikmet doludur. " Hud suresi ve onun kardeşleri( Vakıa,Mürselat, Amme, Küvviret)beni kocattı. ".

Kıyamet günü senin ve ailen için belki yevmül fevz ve’n necat olacak bir günde kabirde çıkıp mahşer sahasına gitmeye hazır mısın?Hayatının en ince ayrıntısının hesabının verileceği Din Günü’ne ne hazırladın?

Ya kişinin kendinden, kitabından, ailesinden, eşinden, anasından, babasından, evladından kaçacağı o gün senin için yevmü’n nedamet, firak, tenad, firar, azap, hasret, bela, buka, hizy, asîr, feza, arak, abûs ve teğabun günü olmasın arzusunda isen kalbindeki, gözündeki, aklındaki ve gönlündeki gaflet perdesini yırt at...

Hayatını beş kuruş etmez değeri az fânî şeylerin uğrunda harcama ne olur!

Sana hayat veren İslam'ın çağrısına kulak ver...

Kulak ver ki hüsrana uğrayanlardan olma Kıyamet Günü'nde...