Anadolu Kuraklıkla Yanıyor.

Son yıllarda Anadolu'da kışlar karsız, ilkbaharlar yağmursuz geçiyor. Ovalara Yağmur düşmüyor, dağlara kar yağmıyor.
Suların beslendiği kaynaklar birer birer kuruyor.
Oysa eskiden yağan karlar dereleri, ırmakları, gölleri beslerdi.
Dağlardan akan sular pınar olurdu, çeşmelerden rahmet akardı.
Bugün ise rahmetin ve bereketin izine rastlamak zor.
Kışın Kar kesildi, baharın yağmur durdu.
Meralara, Ekim alanları susuzluktan kuruyor.
Meyve ağaçları meyve veremez hale geldi.
Anadolu artık kurak yılların pençesinde.
Elbette bu kuraklığın tek bir nedeni yok.
Saymakla bitmeyecek kadar çok sebep var.
Ancak belki de en temel neden; insanın Yaradan’ı unutması.
İnsan, Allah’ı unuttuğunda doğa da insana kendini hatırlatıyor.
Ne kadar ilminiz, biliminiz, teknolojiniz olursa olsun, gökten karı indirip yağmuru yağdıramazsınız.
Teknolojiye hayran kalanlar bile sonunda şöyle diyor:
"İklim değişikliği, artan sıcaklıklar, azalan yağışlar, artan buharlaşma, aşırı yeraltı suyu çekimi, sürdürülemez tarım uygulamaları..."
Ancak mesele sadece bilimsel açıklamalardan ibaret değil.
“Vatan sevgisi”ni sadece bayrak asmakla sınırlayan bir anlayış hâkim. Ülkesini gerçekten seven biri, yere çöp atmaz.
Çevresini temiz tutar, ağaç diker, doğasını korur.
Ama gelin görün ki, "Bu vatanın yeşiline, taşına, toprağına kurban olurum" diyenler ertesi gün ormanda mangal yakıp çöplerini orada bırakabiliyor. Menfaati için dağları delen, maden ocağı açan, doğayı yok edenlere ses çıkaran pek yok.
Kırşehir de bu kuraklıktan en çok etkilenen illerden biri.
Yer üstü sularımız neredeyse tamamen yok oldu.
Köylerde içme suyu olarak kullanılan tarihi çeşmeler birer birer kuruyor. Dereler artık akmıyor, göller ve ırmaklar susuz kaldı.
Oysa 1970’li yıllarda Kırşehir’in her köşesinde tarihi çeşmeler sıcak sulu çamaşır haneler vardı.
Bu çeşmelerden içme suyu alır, bağ ve bahçelerimizi de akarsularla sulardık.
Hırla Gölü birçok mahalleyi beslerdi.
Şelbe, Taşlık, Kilik, Kazan Kaya, Hacı Hasan, Hırla mahallelerinde yerin derinliklerinden çıkan sıcak su gölleri bulunurdu.
Peki, ne oldu da bu kaynaklar kurudu?
Bugün ilimizin en kıymetli hazinelerinden olan termal suları bile tehlike altında.
Kırşehir’in termal su kaynağı olan Kervansaray Dağları ve Obruk Dağları, vahşi madencilik faaliyetleri nedeniyle adeta yok ediliyor.
Bu dağlar, çıkar uğruna hunharca işleniyor.
Yarın bir gün termal sular da kesilirse, bunun hesabını kim verecek?
Yetkililer neden susuyor?
Bilenler neden sessiz kalıyor?
Yazık oluyor bu güzel memlekete.
Yazık oluyor Kırşehir’de yaşayanlara.