“Başarıya ulaşmış bir insan olmaya değil, değerli bir insan olmaya çalışın.” — Albert Einstein

“Başarıya ulaşmış bir insan olmaya değil, değerli bir insan olmaya çalışın.”

— Albert Einstein

İnsan bazen aklına o kadar güvenir ki kalbinin sesini duymayı unutur. Her şeyi hesaplamak, her durumu çözümlemek, her olayın arkasındaki nedeni bulmak ister. Oysa hayat, yalnızca akılla açıklanabilecek kadar basit değildir. Çünkü insan dediğimiz varlık, düşüncelerinden ibaret olmadığı gibi duygularından da ibaret değildir. Bizi biz yapan, aklımızla kalbimiz arasında kurduğumuz dengedir.

Akıl, doğruyu bulmamıza yardımcı olur. Bize seçenekleri gösterir, sonuçları düşündürür, yanlış adımlardan sakınmamızı sağlar. Ancak her doğru, yalnızca mantıkla bulunmaz. Bazen bir insanın sessizliğini anlamak için akıldan çok duyarlılık gerekir. Bazen bir gönül kırıklığını onarmak için uzun açıklamalara değil, içten bir özre ihtiyaç duyulur. Çünkü bazı meseleler anlatılarak değil, hissedilerek anlaşılır.

Günümüzde bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Birkaç dokunuşla pek çok sorunun cevabını bulabiliyoruz. Fakat bilgi çoğaldıkça anlayışımız da aynı ölçüde artıyor mu? Her konuda fikir sahibi olmak, her konuda haklı olmak anlamına mı geliyor? Ne yazık ki bazen çok şey bilen insanların bile karşısındakini anlamakta zorlandığını görüyoruz. Çünkü bilmek başka, anlamak başkadır. Akıl bilgi toplar; bilgelik ise o bilgiyi nerede, nasıl ve hangi amaçla kullanacağını bilmektir.

İnsan ilişkilerinde de aklın tek başına yeterli olmadığı açıkça görülür. Bir tartışmada haklı çıkabilirsiniz ama karşınızdaki insanı incitmiş olabilirsiniz. Söyledikleriniz mantıklı, gerekçeleriniz sağlam olabilir; yine de üslubunuz yüzünden bütün haklılığınızı kaybedebilirsiniz. Çünkü sözün doğruluğu kadar, söyleniş biçimi de önemlidir. Her gerçeğin her zaman, her yerde ve her şekilde söylenmesi gerekmez. Bazen susmak korkaklık değil, olgunluktur. Bazen geri adım atmak yenilgi değil, bir ilişkiyi koruma çabasıdır.

Elbette duygularımızın peşinden düşünmeden gitmek de çözüm değildir. Her his doğruyu göstermez; her öfke haklı bir nedene dayanmaz. Bu yüzden akla ihtiyacımız var. Ancak aklımızı vicdanımızdan ayırdığımızda, doğru kararlar verdiğimizi sanırken başkalarının hayatında derin yaralar açabiliriz. İnsan, yalnızca ne yapabileceğini değil, yaptığının başkasında nasıl bir iz bırakacağını da düşünmelidir.

Bana göre gerçek olgunluk, aklı ve vicdanı birlikte kullanabilmektir.

Çünkü akıl yol gösterir, vicdan o yolun insanlığa uygun olup olmadığını hatırlatır. Biri bize nasıl ilerleyeceğimizi söylerken diğeri hangi sınırları aşmamamız gerektiğini fısıldar. İkisi birlikte çalıştığında insan yalnızca doğru kararlar alan biri olmaz; aynı zamanda adil, anlayışlı ve güvenilir birine dönüşür.

Akıl yolumuzu aydınlatır; fakat o yolda nasıl bir insan olacağımızı vicdanımız belirler.

Birsen Eker

Bazen de insan, aklını başkasını anlamak için değil, kendi haklılığını kanıtlamak için kullanır. Her söze bir cevap, her eleştiriye bir savunma, her anlaşmazlığa bir karşılık bulur. Sonunda tartışmayı kazanır ama insanı kaybeder. Oysa her tartışmanın bir kazananı olması gerekmez. Bazen anlaşılmak kadar anlamak, konuşmak kadar dinlemek de önemlidir. Herkesin son sözü söylemeye çalıştığı bir dünyada, karşısındakine gerçekten kulak veren insanın değeri daha iyi anlaşılır.

Bir de akıllı görünmekle bilge olmak arasındaki fark var. Akıllı insan, bildiklerini ortaya koyabilir; bilge insan ise bilmediklerinin de farkındadır. Gerektiğinde “Bilmiyorum” diyebilir, yanıldığında hatasını kabul edebilir. Çünkü insanın olgunluğu, her soruya cevap vermesinde değil, doğru soruları sorabilmesinde ve gerektiğinde kendi düşüncesini yeniden gözden geçirebilmesinde saklıdır.

Hayat bize her zaman hesapladığımız sonuçları sunmaz. Bazen en mantıklı planımız beklemediğimiz bir engelle karşılaşır. Bazen bütün gerekçelerimiz hazırdır ama içimiz yine de huzursuzdur. İşte o anlarda yalnızca aklımıza değil, deneyimlerimize, sezgilerimize ve vicdanımıza da kulak vermemiz gerekir. Çünkü yaşam, bir matematik problemi değildir; her sorunun tek bir cevabı, her insanın da aynı yöntemle anlaşılabilecek bir dünyası yoktur.

Belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: Aklımızı yalnızca haklı çıkmak için mi kullanıyoruz, yoksa daha iyi bir insan olmak için mi?

Çünkü insanı değerli kılan, ne kadar hızlı düşündüğü ya da ne kadar çok bildiği kadar, bildikleriyle ne yaptığıdır. Bir başkasının derdine kayıtsız kalıyorsak, gücümüzü incitmek için kullanıyorsak, haklılığımızı merhametin önüne koyuyorsak aklımız gelişmiş olabilir ama insanlığımız aynı ölçüde gelişmiş sayılmaz.

Belki de bu yüzden hepimizin biraz daha anlayışa, biraz daha merhamete ve biraz daha sağduyuya ihtiyacı var. Dilerim hayat, bize yalnızca doğru kararlar verecek bir akıl değil, o kararları insanlıkla uygulayacak bir vicdan da versin. Dualarımızda ve dileklerimizde yalnızca kendi mutluluğumuza değil, sevdiklerimizin huzuruna, ihtiyaç sahiplerinin umuduna ve dünyamızın iyiliğine de yer açalım. Kalbimizden geçen güzel dilekler, davranışlarımıza da yansısın. Çünkü iyilik, yalnızca dilimizden dökülen bir temenni olarak kaldığında eksik; hayatımıza ve başkalarının hayatına dokunduğunda anlamlıdır.

Hepimiz zaman zaman yanılabilir, yanlış kararlar verebilir, farkında olmadan birilerini incitebiliriz. Önemli olan, hatalarımızı görebilecek kadar akıllı, kabul edebilecek kadar alçakgönüllü ve telafi etmeye çalışacak kadar vicdanlı olabilmektir. Birbirimizi hemen yargılamak yerine anlamaya çalışsak, cevap vermeden önce biraz düşünsek, haklı çıkmak uğruna gönül kırmasak hayatımız da ilişkilerimiz de güzelleşmez mi?

Akıl elbette gereklidir. Hatta hayatın her alanında ona ihtiyacımız vardır. Ancak aklımızın bize sunduğu imkânları hangi değerlerle kullanacağımızı da bilmeliyiz. Çünkü zekâ, insanı ileri taşıyabilir; fakat onu iyi bir insan yapan, seçimleri ve davranışlarıdır.

Dilerim hiçbirimiz aklımızın ışığında yol alırken vicdanımızın sesini kaybetmeyelim. Rabbim gönlümüze feraset, dilimize nezaket, kararlarımıza adalet ve hayatımıza huzur versin. Haklı olduğumuzda bile incitmemeyi, kırıldığımızda bile merhameti unutmamayı, sahip olduklarımızın kıymetini bilmeyi nasip etsin.

Akıl her şey değildir. Asıl mesele, aklımızla düşünürken kalbimizi susturmamak, vicdanımızı da kararlarımızın dışında bırakmamaktır. Hayatın gerçek bilgeliği belki de tam burada başlar: Haklı olabileceğimizi bilirken kırmamayı seçmekte, güçlü olduğumuz hâlde incitmemekte ve her şeyden önce insan kalabilmekte…