Taziye Acı Paylaşmaktır

Anadolu’nun kadim kültüründe taziye, sadece “Başınız sağ olsun” deyip gitmek değildir.

Anadolu’nun kadim kültüründe taziye, sadece “Başınız sağ olsun” deyip gitmek değildir.

Taziye; acıyı paylaşmaktır.

Yükü omuzlamaktır.

Dostun, komşunun, akrabanın zor gününde yanında olmaktır.

Kırşehir’de de yıllardır böyle olmuştur.

Bir ölüm haberi duyulduğunda insanlar birbirine koşar.

Komşu komşusunun kapısını çalar, akraba uzak yoldan gelir, dostlar taziye evinde buluşur.

Dualar edilir, Kur’an okunur, merhum rahmetle anılır.

Çünkü ölüm, insanları birbirine yaklaştırır.

Kırşehir küçük bir şehir.

Mahalle kültürümüz, komşuluk ilişkilerimiz ve geçmişten gelen dayanışma geleneğimiz hâlâ yaşıyor.

Bu bizim en büyük zenginliklerimizden biridir.

Ancak son yıllarda taziye geleneğimizde de bir değişim yaşanıyor.

Eskiden cenaze evine komşular yemek götürürdü.

Taziye sahibi zaten acısını yaşarken, bir de “Misafire ne ikram edeceğim?” derdine düşmezdi.

Komşusu yemek yapar, akrabası sofrayı kurar, dostu çayı koyardı.

Yani cenaze sahibi yalnızca acısını yaşardı.

Şimdi ise ne yazık ki tablo değişti.

Acısını yaşayan cenaze sahibine bir de misafir ağırlama yükü biniyor.

Taziye için gelenlere yemek ikram ediliyor.

Kalabalık arttıkça masraf büyüyor.

Ekonomik durumu iyi olan için belki sorun olmuyor.

Ama geçim sıkıntısı çeken, bütçesi dar olan insan için bu durum ciddi bir yük hâline gelebiliyor.

Şimdi sormak gerekiyor: Taziye evinde yemek ikram etmek gerçekten bir gelenek mi, yoksa zamanla oluşmuş bir mecburiyet mi?

Bence artık bu konuyu yeniden düşünmenin zamanı geldi.

Çünkü taziye, cenaze sahibinin misafir ağırlama günü değildir.

Taziye, onun acısını paylaşma günüdür.

Gelen misafir, cenaze sahibinin sofrasına değil, acısına ortak olmalıdır.

Bir tabak yemek götürmek, bir taziye evinde yemek yemekten daha anlamlı değil midir?

Bir komşunun yaptığı yemek, bir yakının getirdiği çorba, bir dostun gönderdiği lokma…

Bunların hepsi “Sen yalnız değilsin” demenin başka bir şeklidir.

Bizim kültürümüzde asıl olan da budur.

Eskiden komşular cenaze evine yemek götürürdü.

Bugün bu güzel gelenek büyük ölçüde unutuldu.

Oysa yeniden yaşatılması gereken tam da budur.

Cenaze sahibine yük olmak değil, onun yükünü hafifletmek…

Misafir ağırlatmak değil, onun elinden tutmak…

Sofra kurdurmak değil, acısına ortak olmak…

Kırşehir’in ve Anadolu’nun kadim kültürü bize bunu öğretiyor.

Geleneğin şeklini değil, özünü koruyalım.

Taziye evinde gösterişe, ikrama, kalabalığa değil; samimiyete, duaya ve dayanışmaya ihtiyaç var.

Çünkü ölüm karşısında hepimiz eşitiz.

Bugün başkasının kapısında taziyedeyiz, yarın aynı kapı bizim kapımız olabilir.

Öyleyse gelin, cenaze sahibinin acısını daha da ağırlaştırmayalım.

Taziye evine giderken elimizde yemek değilse bile, gönlümüzde merhamet; dilimizde dua; yüreğimizde vefa olsun.

Çünkü taziye evinde sofra değil, acı paylaşılır.

Acıyı paylaşalım, yükü hafifletelim.

İşte Anadolu’nun asıl geleneği budur.