Ne olur ne olmaz elin ağzı torba değil.
Etrafta gören olur duyan olurda alınır sonra .
Kırşehir bir sabah uyandı, Cacabey Meydanı’nda tren gördü.
Yüz yıldır beklenen tren nihayet gelmişti.
Halk toplandı, baktı, fotoğraf çekti.
Sonra fark edildi:
Bu gelen tren değil, bir oyalama vitriniydi.
Anne babalar çocuklarını yanlarına çağırdı: “Gel bak, tren gelmiş.”
Çocuk sevindi.
Çünkü çocuk kandırılmayı bilmez.
Ama bu şehir, seçimden seçime kandırılmaya alışkındır.
Yıllardır aynı sözler veriliyor:
“Ray geliyor.”
“Proje hazır.”
“Takipteyiz.”
“Gündemimizde.”
Sonuç?
Ray yok.
İstasyon yok.
Takvim yok.
Ama meydanda oyalama var.
Ankara’ya kırk beş dakika, Kayseri’ye otuz dakika denmişti.
Ankara mahallemiz, Kayseri komşumuz olmuştu sözde.
Ama görünen o ki, Kırşehir hâlâ ulaşımda üvey evlat.
Şimdi soralım: Bu şehrin milletvekilleri nerede?
Bu şehrin seçilmişleri hangi dosyayı takip ediyor?
Meclis kürsüsünde Kırşehir kaç kere anıldı?
Yoksa Kırşehir sadece seçim zamanı hatırlanan bir afiş mi?
Cacabey Meydanı’ndaki bu görüntü bir tesadüf değildir.
Bu, plansızlığın fotoğrafıdır.
Bu, ilgisizliğin maketidir.
Bu, “idare edin” siyasetinin oyuncak hâlidir.
Kurdele kesilecek mi?
“Biz söz vermiştik” diye mikrofonlara çıkılacak mı?
Çıkılmasın.
Çünkü ortada kesilecek kurdele değil, hesabı verilecek sözler var.
Muharrem Usta’nın sesiyle,
Neşet Ertaş’ın sazıyla,ayvaz ustanın zurnasıyla, göçerin davuluyla Bu halk çok sabır çekti.
Ama kimse kusura bakmasın:
Bozkırın sesi, oyalanmayı değil, ciddiyeti sever.
Beş yıl bitiyor.
Bir beş yıl daha masal anlatmayın.
Bir beş yıl daha maket göstermeyin.
Bir beş yıl daha “gündemimizde” demeyin.
Hizmet üretin.
Takvim açıklayın.
Sorumluluk alın.
Aksi hâlde bu şehir şunu çok iyi bilir:
Kelin saçı olsa, önce kendi başını tarar.
Bu yazı politiktir.
Çünkü bu mesele siyasidir.
Ve unutmayın:
Halkın sabrıyla oynayanlar, sandıkta oyuncakla karşılaşmaz