Bazıları için hizmet kapısı değil, adeta bir saltanat kapısı oluyor.
Daha dün kimsenin dönüp bakmadığı isimler,
Bugün makamı alınca “Ben neymişim” havasına giriyor.
Selam vermeyi unutanlar, selam bekler hale geliyor.
Etrafında bir kalabalık…
El pençe divan duranlar…
“Seçilmişim, siz en iyisini bilirsiniz” diyenler…
Ama kimse çıkıp şunu demiyor:
“Seçilmişim, bu şehir ne kazanacak?”
Bakın Kırşehir’e…
Yıllardır aynı meseleler konuşuluyor.
Göç veriyor bu şehir.
Gençler gidiyor.
Yatırım bekleniyor, ama gelen yok.
Ama makam sahiplerinin gündemi başka: Fotoğraflar, ziyaretler, törenler…
Sanki iş yapılıyormuş gibi bir görüntü.
Gerçek şu: Liyakat yoksa makam sadece yük olur.
Ama ne yazık ki bizde o yük bile hissedilmiyor.
Ankara’dan atananlar…
Partinin içinden gelmeden tepeden indirilenler…
Kendini seçilmiş sananlar…
Ve halk…
Önüne konanı seçiyor.
“Bu adam ne yapar?” diye sormuyor.
“Bizden mi?” diye bakıyor.
Sonra ne oluyor?
Aynı tablo…
Seçim kazanılır…
Tebrikler başlar…
Çiçekler gelir…
Fotoğraflar çekilir…
Ve kibir başlar.
Koltuk büyür…
İnsan küçülür.
Yanında duranlar çoğalır, ama doğruları söyleyen kimse kalmaz.
Çünkü o kalabalık, sana değil koltuğadır.
Ve o koltuk bir gün gider…
İşte o gün, Kapını çalan olmaz.
Telefonun susar.
“Başkanım” diyenler yok olur.
O zaman aynaya bakarsın…
Ve şu soruyu sorarsın: “Ben neydim?”
Ama iş işten geçmiş olur.
Kırşehir küçük yer…
Halk unutmaz.
Kimin hizmet ettiğini de bilir,
Kimin sadece makamda oturduğunu da…
O yüzden buradan açık söylüyorum:
Makam sarhoşluğu yaşayanlara…
O koltuğa sığmayanlara…
Kendini vazgeçilmez sananlara…
O koltuk sizden önce de doluydu.
Sizden sonra da dolacak.
Ama bu şehir…
Hizmet edenleri hatırlar,
Koltukta oturanları değil.
Tercih sizin: İz mi bırakacaksınız, yoksa sadece gelip geçecek misiniz?