Sevan Nişanyan’ın “Çağdaş Türkçe’nin Etimolojisi” kitabında çevre duvarı anlamına gelen “ha’it” ve çit anlamına gelen “ât” seslerinden türemiş olan “hayat” kavramı; çitle çevrili avlu, dış duvarlar içinde fakat ev kapısı dışında olan alan, anlamına gelmektedir.
Dil Derneği de hayatın, “Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir ya da birkaç yanı açık sofa” tanımı ile birlikte “avlu” terim karşılığını da vermektedir. “Hayat” kapı önü, saçak altı demektir. Doğan Kuban “hayat”ı, evin yaşam katında odalara girişi sağlayan, günlük hayatın geçtiği açık sofa olarak tanımlarken, “Türk evinin kaburgası hayattır” der (Aktarmalar: Bahçalı, 2020: 19).
Neden bu girişi yaptım? Bir fotoğrafı paylaşıyorum sizlerle. Hayat kavramı yerine “sofa”, “taşlık”, “köşk”, “çardak”, “sergâh”, “tahtaboş”, “hanay”, “ayazlık”, “divanhane”, “avlu” kavramlarının da kullanıldığı bilinmektedir (Bahçalı, 2020: 18). Hayat kapısı… Anadolu’nun pek çok yöresinde evlerin dış kapısı dışında sokağa açılan kapılarıdır. Çok eskiden bu kapılar büyükçeydi; kağnı, camız, sürü geçmesine elverişli ve kapanınca onları içine alan kapılardı. Bunlara iki yana açılan büyükçe kapılarından dolayı “çatal kapı” da derdik. Sayıları gitgide azalsa da bu kapılar gene var…

Fotoğraftaki çocuklar evin çatal kapısında değil de daha küçük tek kanatlı ikincil bir hayat kapısı önünde duruyorlar… Fotoğrafı tanıdık bir ağabeyleri çekiyor. Bundan dolayı kaçayım somurtayım dememişler. Birinin bakışları az şaşkın olsa da yüzler gülüyor, muzipçe, ağırbaşlı pozlar veriyorlar. Hayat kapısında durup objektife gülümseyen, muzipçe yüz göz hareketi yapan, durgun, yarı gülümseyen, yarı şaşkın bakan çocuklar. Köy yerde oradan oraya koşuşturan, bir kapıdan ötekine girip çıkan birbirine akraba ya da akraba olmasa da objektifi görünce hemen de toplaşıp poza duran çocuklar.
Onlar çocukluklarında ayrımına varmadan sayısız kez girip çıktıkları hayat kapılarından bir gün büyümüş olarak yaşama atılacaklar. Kim bilir kaçının yüzlerindeki gülümseme fotoğraflarda donup kalacak. Eski muzipliklerin silinip yerini aldığı kaygılı bakışları daha da derinleşecek. Yoksa kim bilir kaçı yaşamı, dünyayı çekilmez duruma sokanların kimler olduğunun bilgisine bilincine varıp daha güzel bir dünya için kavgaya tutuşacak?
Bu çocukları tanıyorum ben. Ama tek tek adlarını vermeye ne gerek var. Bunlar dün bizim tanıdıklarımızdı, bugün sizin, yarın da başka başka insanların tanıdıkları olacaklar. Yerlerini başka başka çocuklar alıp yine kapı önlerinde, düğünlerde, bayramlarda, okul teneffüslerinde kim bilir nerelerde toplaşacaklar. Tam yılını veremesem de şunu biliyorum bu fotoğraf 1980’li yılların ikinci yarısında çekilmiş. Aradan 38 yıl geçmiş. Evet uzun bir süre. Şimdi onlar 39-48 yaşlarındalar. Geçen zamanda fotoğraftakilerin tümü evlendi, çoluk çocuğa karıştılar. Liseye, üniversiteye giden çocukları bile var. Ev geçindiriyorlar, yaşamın umuru üzerlerine bindi.
Bu fotoğraf hayat kapısından yaşama uzanan bir anı şimdi. Bizim payımıza da bu anıyı ölümsüzleştirmek düştü. Fotoğraftaki kızların anneleri kendileri evlenirken kına övdüler ama onlar kendi kızlarını evlendirirken kına övme yanında belki şu şiiri artları sıra okuyacaklar (Taş, 2003: 55).
“Odalardan çekildi ayak sesin
tek kokun kaldı beyaz havlular üstünde
balkonda baharı bekleyen güvercinler
saksıdaki menekşeler bir de”
Kaynaklar
Bahçalı, Dilara, 2020. Mekânsal Bir Terimin Tanımlanmasında Yöresel İfade Ve Kullanım Farklılıklarının Etkisi: “Hayat”. Avrasya Terim Dergisi, 8 (1): 18 – 34.
Taş, Berrin, 2003. Karanfil Alevleri, İnsancıl Yayınları, İstanbul.