Bazen kü­çü­cük bir hır­sız­lık yapan in­sa­nın üze­ri­ne dün­ya­nın bütün hukuk ki­tap­la­rı­nı yı­ğa­rız.

Bazen kü­çü­cük bir hır­sız­lık yapan in­sa­nın üze­ri­ne dün­ya­nın bütün hukuk ki­tap­la­rı­nı yı­ğa­rız.
Ama büyük hır­sız­lı­ğın adı makam olun­ca...
Rakam bü­yü­yün­ce...
Güç dev­re­ye gi­rin­ce...
İşin rengi de­ği­şir.
Ga­ri­ba­nın çal­dı­ğı­nı gö­rü­rüz.
Bakan ça­lın­ca giz­le­riz.
Ama gücü elin­de bu­lun­du­ra­nın çal­dı­ğı mil­yon­la­rı gör­mez­den ge­lir­sek, orada ada­let­ten söz ede­me­yiz.
Çünkü hukuk, güç­sü­zün üze­rin­de sopa, güç­lü­nün önün­de kal­kan ol­ma­ma­lı­dır.
Hukuk, sa­de­ce ga­ri­ba­nın ka­pı­sı­nı çal­dı­ğın­da hukuk de­ğil­dir.
Ada­let, sa­de­ce güç­sü­zün ya­ka­sı­na ya­pış­tı­ğın­da ada­let de­ğil­dir.
Bir va­tan­daş bir ekmek çal­dı­ğın­da bütün sis­tem ayağa kal­kı­yor...
Ama mil­le­tin hak­kı­nı büyük öl­çek­te yi­yen­le­re ge­lin­ce;
“Yan­lış an­la­şıl­ma oldu.” “İşin aslı öyle değil.” “Ba­ka­lım.” “İnce­li­yo­ruz.” de­ni­li­yor­sa...
Bu­ra­da dü­şün­mek ge­re­kir.
Küçük hır­sı­za hukuk, büyük hır­sı­za ma­ze­ret mi?
İşte asıl teh­li­ke budur.
Çünkü me­se­le sa­de­ce hır­sız­lık de­ğil­dir.
Me­se­le öl­çü­dür.
Me­se­le ada­let­tir.
Me­se­le vic­dan­dır.
Makam sa­hi­bi olmak in­sa­nı do­ku­nul­maz yap­maz.
Yetki sa­hi­bi olmak in­sa­nı hesap ver­mek­ten kur­tar­maz.
Dev­le­tin malı mil­le­tin ma­lı­dır.
Mil­le­tin hakkı ema­net­tir.
Ema­ne­te el uza­ta­nın ma­ka­mı ne kadar yük­sek olur­sa olsun, yap­tı­ğı yan­lı­şın adı de­ğiş­mez.
Ga­ri­ban bir ekmek çal­dı­ğın­da: “Hır­sız!” diye ba­ğı­rıp...
Gücü elin­de olan büyük bir hak­sız­lık yap­tı­ğın­da su­su­yor­sak...
Bizim so­ru­nu­muz sa­de­ce hır­sız­lık de­ğil­dir.
Bizim so­ru­nu­muz, ada­le­ti işi­mi­ze gel­di­ği gibi kul­lan­mak­tır.
Bugün her­kes baş­ka­sı­nı sor­gu­lu­yor.
Her­kes baş­ka­sı­nın he­sa­bı­nı so­ru­yor.
Her­kes baş­ka­sı­nın ku­su­ru­nu gö­rü­yor.
Çünkü in­sa­nın ger­çek sı­na­vı baş­ka­sı­nın yap­tı­ğı yan­lış de­ğil­dir.
Kendi elin­de­ki güçle ne yap­tı­ğı­dır.
Güç eline geç­ti­ğin­de de­ği­şi­yor musun?
Makam gel­di­ğin­de in­san­la­rı unu­tu­yor musun?
Yetki ve­ril­di­ğin­de ken­di­ni üstün mü gö­rü­yor­sun?
Sana ema­net edi­len im­kâ­nı kendi malın gibi mi kul­la­nı­yor­sun?
İşte cevap bu­ra­da.
Çünkü ada­let, güçlü ol­du­ğun­da da doğru ka­la­bil­mek­tir.
Kimse gör­me­di­ğin­de de hakkı gö­ze­te­bil­mek­tir.
Hesap so­rul­ma­ya­ca­ğı­nı bil­di­ğin halde yan­lış yap­ma­mak­tır.
Ve bugün de in­sa­nın ken­di­si­ne sor­ma­sı ge­re­ken soru aynı: Güç bede hesap so­rul­maz değil.
Me­se­le, suç or­ta­ya çık­tı­ğın­da ka­ça­cak bir ba­ha­nen olup ol­ma­ma­sı­dır.
Çünkü gün gelir...
Para biter.
Makam biter.
Ba­ka­nım ve­ki­lim baş­ka­nım di­yen­ler kal­maz.
Dün ya­nın­da poz ve­ren­ler bugün si­ler­ler.
Güç biter.
Alkış biter.
İnsan yine ken­di­siy­le baş başa kalır.
Ve o zaman...
Kimin ger­çek­ten temiz ol­du­ğu or­ta­ya çıkar.