Ülkenin gündemi fon…

Ülkenin gündemi fon…

Foncular parayı götürürken züğürdün çenesi yoruluyor.

Bir tarafta milyonların geçim derdi, diğer tarafta fonlar üzerinden kazanıldığı iddia edilen servetler…

Bir tarafta cebinde para kalmayan emekli, diğer tarafta lüks yatlarda, katlarda yaşadığı konuşulanlar…

Bir tarafta açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren gariban, diğer tarafta ballı kaymakla beslenenler…

Peki, bu ülkede kim kimin derdini konuşuyor?

Gariban, “Geçinemiyorum!” diye feryat ediyor. Emekli, ay sonunu getiremiyor. Asgari ücretli, aldığı maaşla evini geçindirmeye çalışıyor. Vatandaş pazarda ihtiyacını alamıyor, markette fiyat etiketlerine bakıp geri dönüyor.

Ama bir de ülkenin başka bir gerçeği var: Fonlar, paralar, servetler ve bu paraların kimlerin cebine gittiğine ilişkin iddialar…

Halk bunları konuşunca da “Foncuları konuşuyorlar!” deniliyor.

Elbette konuşacak bu halk!

Sen halkın, yetimin, mazlumun hakkının yenildiğini düşünüyorsan, vatandaşın derdini anlatacak bir yer arıyorsa neden susmasını bekliyorsun?

İnsanlar geçim sıkıntısı çekerken, bazı isimlerin fonlar üzerinden büyük paralar kazandığı iddiaları gündeme geliyorsa elbette bunun hesabı sorulmalı.

Kim kazanmış, nasıl kazanmış, hangi kaynak kullanılmış, kimlerin imkânları devreye girmiş?

Bunlar açıklığa kavuşmalı.

Çünkü mesele yalnızca para meselesi değil; mesele adalet, şeffaflık ve kamu vicdanı meselesidir.

Cumhurbaşkanı, fonculara müsaade edilmeyeceğini söylüyor.

Peki, o zaman soralım: Madem bu kadar kararlısınız, neden bütün gerçekler ortaya konulmuyor? Kimler bu işin içinde? Kimler haksız kazanç sağladı? Kimlerin adı geçiyor? Varsa usulsüzlüklerin üzerine neden sonuna kadar gidilmiyor?

Seçilmiş olmak, kimseye dokunulmazlık sağlamamalı.

Bir insanın seçilmiş olması mı daha önemli, yoksa milletin hakkının korunması mı?

Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hakkında ciddi iddialar varsa bunlar araştırılmalı.

Suç işlediği tespit edilen varsa hukuk önünde hesabını vermeli.

Neşter vurulacaksa gerçekten vurulmalı. Ama bu neşter yalnızca garibana değil, güçlüye de işlemeli.

Hukuk, kişinin makamına, siyasi kimliğine veya çevresine göre değişmemeli.

Kim suçluysa ortaya çıkarılsın. Kim masumsa da aklansın.

Gerçeklerin ortaya çıkmasından kimse korkmamalı.

Bu ülkede milyonlarca insanın derdi belli: Geçim…

Emekli, aldığı maaşla yaşamaya çalışıyor.

Asgari ücretli, kirasını mı ödesin, mutfak masrafını mı karşılasın, çocuğunun ihtiyacını mı görsün?

Vatandaş hesabını kuruş kuruş yaparken, servetler ve fonlar üzerinden gündeme gelen iddialar toplumun vicdanını yaralıyor.

Gariban donuyla uğraşıyor, birileri kaymak yiyor!

İşte vatandaşın öfkesi tam da burada başlıyor.

Halkın istediği ayrıcalık değil, adalet.

Halkın istediği torpil değil, eşit hukuk.

Halkın istediği susmak değil, gerçeği öğrenmek.

Kimsenin alın teriyle kazandığına sözümüz yok.

Ancak kamu kaynakları, siyasi ilişkiler veya başka imkânlar kullanılarak haksız kazanç sağlandığı iddia ediliyorsa bunun hesabı sorulmalı.

Milletin hakkı korunmalı, kamu vicdanı rahatlatılmalı.

Unutmayalım ki makamlar gelip geçici, dünya fani…

Haksızlığa göz yumanlar da sorumluluktan kaçamaz.

Bir yanlışın üzeri örtülüyorsa, gerçekler bilindiği hâlde susuluyorsa bunun hesabı vicdanlarda da hukuk önünde de sorulmalıdır.

Yetimin malını korumak, mazlumun hakkını savunmak, garibanın sesini duymak devlet olmanın da insan olmanın da gereğidir.

Kim bu işin içindeyse, kim haksız kazanç sağladıysa ortaya çıkarılsın. Kimsenin siyasi kimliği, makamı veya gücü soruşturmanın önüne geçmesin.

Çünkü bu mesele doğru dürüst ele alınmazsa yalnızca adı geçenler değil, gerçeği ortaya çıkarmaktan kaçınanlar da siyasi bedel öder.

Unutmayın!

Garibanın ahı yerde kalmasın.

Yetimin hakkı kimseye peşkeş çekilmesin.

Haksız kazanca göz yumulmasın.

Ve kim olursa olsun, hiç kimse milletin hakkından büyük görülmesin!

Ömmmmmmmmmmmmmmmmmm

Kır­şe­hir'de 2006 yı­lın­da kay­bo­lan adamı ço­cuk­la­rı öl­dü­rüp ara­zi­ye göm­müş

1'den Devam

Ekip­ler ta­ra­fın­dan ya­pı­lan ça­lış­ma­da Güzel'e ait ol­du­ğu de­ğer­len­di­ri­len ke­mik­ler 20 yıl sonra boş ara­zi­de bu­lu­nur­ken 2 oğlu tu­tuk­lan­dı.

Edi­ni­len bil­gi­ye göre, 1955 do­ğum­lu Rıza Güzel’in 5 Şubat 2026 ta­ri­hin­de kay­bol­ma­sı­na iliş­kin ya­pı­lan araş­tır­ma­lar­da; kayıp ol­du­ğu­na dair iz ve ema­re­le­rin ger­çe­ği yan­sıt­ma­dı­ğı­nın tes­pit edil­me­si üze­ri­ne Kır­şe­hir Cum­hu­ri­yet Baş­sav­cı­lı­ğın­ca 'kas­ten öl­dür­me' su­çun­dan so­ruş­tur­ma baş­la­tıl­dı. Ada­let Ba­kan­lı­ğı Ceza İşleri Genel Mü­dür­lü­ğü bün­ye­sin­de Faili Meç­hul Suç­la­rı Araş­tır­ma Daire Baş­kan­lı­ğı'nın ku­rul­ma­sı­nın ar­dın­dan dosya ye­ni­den de­ğer­len­dir­me­ye alın­dı. Yü­rü­tü­len so­ruş­tur­ma­da Rıza Güzel’in olay ta­ri­hin­de köy­den ay­rıl­ma­dı­ğı, köyde ika­met et­ti­ği ve aile için­de sık sık tar­tış­ma­lar ya­şan­dı­ğı­na iliş­kin tes­pit­ler üze­ri­ne şüp­he­ler aile fert­le­ri üze­rin­de yo­ğun­la­şıl­dı. Şüp­he­li­le­rin çe­liş­ki­li be­yan­la­rı, ko­nu­ya il­gi­siz­lik­le­ri, tanık ifa­de­le­ri ve böl­ge­de ya­pı­lan araş­tır­ma­lar is­ti­ka­me­tin­de ça­lış­ma­lar sür­dü­rül­dü.

"3 İLDE 6 AD­RE­SE OPE­RAS­YON”

So­ruş­tur­ma kap­sa­mın­da 6 Ekim 2026 ta­ri­hin­de 3 ilde 6 ayrı ad­re­se ope­ras­yon dü­zen­len­di. Ope­ras­yon­da Rıza Güzel’in eşi ve 6 ço­cu­ğun­dan olu­şan top­lam 7 şüp­he­li ya­ka­la­na­rak gö­zal­tı­na alın­dı. Şüp­he­li­le­rin iti­raf­la­rı ve yer gös­ter­me­le­ri üze­ri­ne, Köş­ker kö­yü­nün arazi ke­si­min­de mak­tu­le ait ol­du­ğu de­ğer­len­di­ri­len kemik par­ça­la­rı bu­lun­du. Gö­zal­tı­na alı­nan Z. Güzel, L. Güzel, B. Güzel, Z. Ş., B. Ş., M. Güzel ve C. Güzel Kır­şe­hir Cum­hu­ri­yet Baş­sav­cı­lı­ğı­na sevk edil­di.

2 ŞÜP­HELİ TU­TUK­LAN­DI

Sav­cı­lık­ta ifa­de­le­ri alı­nan şüp­he­li­ler­den L. Güzel ve B. Güzel tu­tuk­la­ma ta­le­biy­le, Z. Güzel ise adli kont­rol ta­le­biy­le mah­ke­me­ye sevk edil­di. Mah­ke­me­ce L. Güzel ve B. Güzel’in tu­tuk­lan­ma­sı­na, Z. Güzel hak­kın­da ise adli kont­rol uy­gu­lan­ma­sı­na karar ve­ril­di. KIR­ŞEHİR (İHA)