Bizim oralarda eskiler boşuna dememiş:
“Davetsiz gelen misafir değil, davetli gelenin niyeti önemlidir.”
Hani şu meşhur hikâye vardır ya…
Eşeği düğüne çağırmışlar.
Eşek sevinmemiş.
Sormuşlar:
“Niye sevinmedin?”
Demiş ki:
“Ya odun bitmiştir ya su…
Yoksa düğüne beni niye çağırsınlar?”
Bu söz, güldürür ama acı acı da düşündürür.
Çünkü bu memlekette nice insan, tıpkı o eşek gibi, iş düşünce hatırlanır.
Hayatta bir yere çağrıldığında insanın içi kıpırdamalı ama aklı da devrede olmalı.
“Beni sevdiği için mi çağırdı, yoksa işi düştüğü için mi?” diye sormalı.
Çünkü davulun sesi uzaktan hoş gelir, yakına gidince tokmağın kime vurduğu belli olur.
Kimse kusura bakmasın, bu dünyada kimse kimsenin kara kaşına, kara gözüne hasta değil.
Menfaat neredeyse muhabbet orada.
İş bitince dostluk da çoğu zaman buhar olur.
Seçilmişlerin rağbet gördüğü süre dolduğunda görmelisiniz.
Bugün siyasete bakıyoruz; tablo çok tanıdık.
Liyakat deniyor ama koltuklar ahbapla dolu.
İşi bilen değil, yolu bilen yürüyor.
“Emaneti ehline verin” diyen çok, uygulayan yok.
Her şey yolundayken kimse “Bu işi kim en iyi yapar?” diye sormaz.
Çark dönerken herkes keyfindedir.
Ama çark diş kırınca, makine dağılıp ses çıkarınca iş değişir.
İşte o zaman akla ehil gelir.
Daha düne kadar kapısından içeri alınmayanlar aranır.
Telefonlar çalmaya başlar.
“Gel bir bak hele” denir.
Eşeğin dediği gibi…
Odun bitince, su bitince.
Atalar boşuna dememiş:
“İş olunca adam aranır.”
Ama bizde adam, işten önce değil; iş bozulunca aranır.
O yüzden insan çağrıldığı yere hemen kanmamalı.
Alkışa, iltifata, sırt sıvazlamaya fazla güvenmemeli.
Önce bir durup düşünmeli:
“Ben burada niye varım?”
Gerçek değer, dara düşünce değil; bollukta da hatırlanmaktır.
İhtiyaç kalmadığında da kapısı çalınan adam kıymetlidir.
Gerisi, günü gelince çağrılan emektardır.
Sözün özü:
Akıllı olan, düğüne niye çağrıldığını bilir.
Aklı olmayan da odun taşıdığını düğün bitince anlar.