Hayat bazen ağır, bazen zorlayıcı olsa da iyilik, emek ve incelik asla kaybolmaz. Doğru olanı yapmak, hak yememek ve emeğe değer vermek, her dönemde insanın huzurunu artırır.
Geçmişin sokaklarında, çocukken oynadığımız oyunlar, komşuya uzanan bir çay tepsisi, büyüklerimizin verdiği öğütler… Bunlar bize iyiliğin, paylaşmanın ve saygının değerini gösterir. Teşekkür etmeyi bilmek, küçük bir iyilik yapmak, karşılık beklemeden bir gülümseme paylaşmak… İşte tüm bu küçük davranışlar, zamanla büyük farklar yaratır.
Evlatlarımız, toplumun en değerli hazinesidir. Onlara ahlakı, terbiyeyi, saygıyı, edepli olmayı öğretmek, büyütürken gösterdiğimiz özenle başlar. Bugün yaşanan kadın ve çocuk sorunları, aslında bize bir şeyi hatırlatıyor: En kritik değerler çocuklukta öğretilmezse, büyüyünce eksik kalıyor. Anne ve babalar olarak davranışlarımız, sözlerimiz ve sevgimiz, çocuklarımızın gelecekte sağlam adımlarla yürümesini sağlar. Kadına ve çocuğa saygı, evde verilen değerlerle başlar; toplumda ise hayat bulur.
Anneannem bana hep:
“İnsanı değerli kılan, başkalarına gösterdiği inceliktir.” derdi. Okul bahçesinde paylaşılan sandviçler, arkadaşımıza uzanan minik eller, komşuya edilen samimi selamlar ve komşuyla edilen huzurlu sohbetler…Bugün bile gözlerimi kapattığımda o anılar, o anlar canlanıyor hafızamda. Tahta salıncağın gıcırdayışı, sokakta top oynayan çocukların kahkahaları, pencereden gelen çay kokusu ve komşu teyzenin ikram ettiği taze poğaçalar… İşte, küçük ama anlamlı iyilikler, çocukluğumuzda öğrendiğimiz değerlerdir.
Hayatın anahtarı, doğru iletişimden geçer. Sevgiyle, saygıyla ve anlayışla kurulan konuşmalar, hem aileyi hem toplumu birleştirir.Aynı zamanda her birey için sunulmuş bir fırsat olup, bireyleri biraz da iyileştirir. Yanlış anlaşılmaları azaltır, kalpleri yakınlaştırır. Çocuklarımıza iletişimi öğretmek, duygularını ifade etmelerini sağlamak ve başkalarını anlamalarını göstermek, gelecekte sağlam ilişkilerin temelini oluşturur.
Birini seversen, onu istediğin gibi değil, olduğu gibi seversin.
Lev Tolstoy, Anna Karenina
Çocuklarımızın eksikliklerini, hatalarını veya büyüme süreçlerindeki zorlukları, onları oldukları gibi kabul etmek, sevgiyle yönlendirmek; kıymetli bir görev aynı zamanda sevgi bilinci olmalıdır. İşte gerçek iyilik ve doğru iletişimin anahtarı budur.
“Yaram var diye konuşmaya başlarsanız bir kısmı yaranıza bakmaya gelir, bir kısmı taşlamaya.”
— Bülent Parlak
Bu söz bize hatırlatıyor ki, insanlar yaşadıklarımızı farklı algılar. Kimi şefkatle yaklaşır, kimi eleştirir. İşte bu nedenle kalbimizi iyiliğe ve doğru iletişime açmak, sadece kendi yaralarımızı değil, çevremizdekilerin kalplerini de ısıtır. Empati ve anlayışla yaklaşmak, küçük iyiliklerin ve sevginin çoğalmasının temelidir.
“Zarif ruhlar her daim sevgi ve ışık bilincinde, yolculukların nazire tarafında, yolcuların kıymetli yönergeleri olacaktır.Allah( c.c) nurunu iyiliğe niyet edenlerin vesilesinde tamamlayacak ve mucizeleri ile tüm kalpleri nuru ile saracaktır.”
Ayşegül Topaç
Bu cümlenin bizlere aktarımındaki, öz sevgi bilincinde yükselen ruhlar gibi ;
Kabul etmek, İltifat etmek, teşekkür etmek ve minnet göstermek… Bunlar küçük gibi görünen ama ruhu ısıtan hareketlerdir. Kalbimizi iyiliğe, doğruluğa ve inceliğe açtığımızda, sadece kendimizi değil çevremizi de güzelleştiririz. Komşumuza uzattığımız bir el, dostumuza söylediğimiz güzel bir söz, çocuklarımıza verdiğimiz doğru örnekler… Hepsi bir zincirin halkaları gibi büyür, güçlenir ve toplumun temel değerlerini oluşturur.
Gelin, kalplerimizi iyiliğe ve doğruluğa açalım; birbirimizi anlamaya, destek olmaya ve küçük ama değerli güzellikleri paylaşmaya cesaret edelim. Unutmayın, paylaşılan her iyilik çoğalır, yaşadığımız zorluklar ise dayanışmayla hafifler. Siz de bu satırları okurken bir gülümseme, bir teşekkür, bir dokunuş bırakabilirsiniz her yorum, her düşünce bu yazının ruhunu daha da büyütür. Ve unutmayalım, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere hep yakındır.