DEDEM SÜVARİ'NİN MEHMET

Süvari'nin Mehmet, ya da Kurtuluş Savaşındaki askerlik vazifesinde edindiği isimle Topçu Mehmet; babası Deli Selim'in Mehmet ve annesi Senem'in Zeliha'nın ilk evlâdı olarak, 19.yy. bitmeden hemen önce, 01.07.1899 'da Küçük Köpekli köyünde dünyaya gözlerini açar.

Kendinden önce doğan iki kardeşi küçük yaşta menenjit ve çocuk felcinden ölünce o devrin halk inancına göre babasının adını koyarlar...Hakikaten de -Allah'ın hikmeti- yeni bebek ölmez ve yaşar...Hatta kendinden sonra Hüseyin adında bir erkek ve Havva adında bir kız kardeşi daha doğar ve onlar da yaşarlar.. Kardeşi Hüseyin, ağabeyi Mehmet ile 1960'lara kadar köyde birlikte kalırlar...Hüseyin Doğan, oğlu Mehmet Kırşehir'e göçünce köyde fazla kalamaz ve o da göçer, 1963'te vefat edinceye kadar orada oturur...Kız kardeşi Havva ise Aşağı Köpekli köyüne gelin gider...

1919-1923 yılları arasında kesintisiz dört yıl askerlik yapar. Tıpkı babası Süvari'nin Mehmet gibi, Osmanlı Devleti'nin art arda yaptığı bitmek bilmez savaşlar içinde düşmana karşı mücadele verir. 20'li yaşlarında delikanlı olarak Kurtuluş Savaşına katılır. Yunan ordusuna karşı büyük yararlılıklar gösterir... I.ve II. İnönü ve Sakarya Savaşlarında düşman birliklerinin ilerlemesine yoğun topçu ateşiyle mani olan topçu birliklerinde görev yapar... Bu birlikler, Büyük Taarruzda da düşman ordusunun dağılmasına sebep olan hücumda yoğun ateş desteği sağlar. Sakarya Savaşı'nda sağ dizine isabet eden şarapnel parçasından sonra ömrünün sonuna kadar bu yaranın izini taşır...Böylece gazilik nişanesi de kazanır...

Askerlik dönüşü Mehmet'in ve Kiraz'ın kızı Zeynep'le evlenir...Bu evlilikten Ümüş, Zekiye ve Döndü dünyaya gelir...Zeynep, genç yaşında satlacanaya (zatürre) düşer ve vefat eder...Birkaç yıl üç kızına bakar. Varlıklı bir aile olması hasebiyle aynı köyde yaşayan düğür gittiği Abdullah'ın kızı mamer bilekli Elif ile ikinci evliliğini yapar... Bu izdivaçtan Zeynep, Yeter, Cevdet ve Halise doğar...Süvari'nin Mehmet 1929 ' daki büyük kıtlıktan etkilenmeyen varlıklı ailelerden birisidir...

Çünkü hem verimli tarlaları ekip dikmekte hem kendi ihtiyaçlarını karşılayan hayvan beslemekte hem de askerlikte edindiği mesleğini devam ettirmektedir...O zaman tarımsal faaliyet için vazgeçilmez bir alet olan çift yapımı ve tamiri ile uğraşmaktadır...Günün şartlarında hatırı sayılır bir maddi getirisi olan saban ustalığı pazar harçlığını karşılamaktadır...

Süvari'nin Mehmet'in kaderi tekerrür eder...İkinci eşi Elif de bir kış mevsiminde Gümüşkümbet 'e yapılan ziyaret esnasında ölümle neticelenen bir hastalığa yakalanır...Gümüşkümbet köyünden dönerken Kümbettepe mıntıkasında düşüp dereye yuvarlanan tencereyi getirmeye giden eniştesinin Mehmet' i, sırtında oğlu Cevdet olduğu halde terli bir şekilde beklerken sert esen poyraz iliklerine kadar işler ...Köye döndükten birkaç gün sonra ciğerlerinden sökülüp gelen öksürükle yatağa düşer. Doktor bulmanın çok zor, şehre gitmenin ise neredeyse imkânsız olduğu mahrumiyet yıllarında kocakarı tedavisi olarak hayvan derisi sararlar iyileşsin diye...Güya bu şekilde Elif zaturreden kurtulacaktır fakat ne mümkün bu...
Süvari’nin Mehmet'in çok sevdiği ikinci eşi Elif günden güne kötüleşir ve on gün içinde 28 yaşında Hakkın rahmetine kavuşur... Birinci eşinden olan Ümüş evlenir ancak Zekiye ve Döndü ile Elif'ten doğan Zeynep, Yeter, Cevdet ve Halise yetim kalırlar...Yetimlerine bakmak taşınamaz bir yük haline gelince üçüncü defa evlenmek mecburiyetinde kalır...

Kırşehir pazarına gittiği bir gün ahbabının delaletiyle üçüncü defa evlenme fırsatı yakalar; bahtına Yağmurlu aşiretinden Necmiye düşer... En azından artık gözleri yetimlerinde kalmaz...Sarı kekliğim diye hitap ettiği yeni eşi ile ölene kadar hayat yolunda birlikte yürür...Halk dilinde analık denilen yeni eşini yetimlerine iyi davranmaları gerektiğini " eğer onlara ayrımcılık yaparsan seni ırgat geldiğin Saat'ın evine gönderirim " diye gözdağı vererek sıkı sıkıya tenbihler. Necmiye zaten kimsesiz bîçare saf bir kadındır...Ölen iki kocasından yıllar sonra bulduğu yeni kocasına aşık olur. Zira Süvari'nin Mehmet beyaz tenli, uzun boylu, oldukça yakışıklı bir adamdır...Üstelik o dönem şartlarında zengin de sayılır...

Topçu Mehmet sırasıyla kızlarını evlendirir...Zekiye'yi, Dalakçı köyünden Deli Kadı'nın öğretmen oğlu Muzaffer Genç ile; Döndü'yü Kekeç Mehmet'in Hasan ile ; Zeynep'i K. Burunağıl köyünden Nebi'nin Yusuf ile, Yeter'i ise Geycek köyünden Mazhar Hoca ile evlendirir...En küçük kızı Halise küçükken geçirdiği hastalık sonucunda âmâ olduğu için baba evinden gelinlik giyerek çıkmak nasip olmaz ...

1940' lı yıllarda Türkiye'de Köy Enstitüleri yeni açılmaktadır. Türkiye'de, özellikle kırsal yörelerden zeki fakir çocuklar seçilerek yeni bir metotla insan yetiştirme politikası güdülmektedir...Dalakçı, Küçük Köpekli köylerinden de gelecek vadeden öğrenciler belirlenir ve tarımsal yardım karşılığında ailelerinden izin alınarak Hasanoğlan'a götürülür. Bunlardan birisi de tek oğlu Cevdet olur.
Bir kazma, bir kürek, bir balta, bir testere, bir çark makinesi, bir süt makinesi ve bir de demir pulluk karşılığında görevlilere teslim edilir. Cevdet Doğan beşinci sınıftan sonra dört yıl daha okuyarak Hasanoğlan'ı bitirir ve astsubay olarak orduya katılır...20 yıllık hizmetin ardından emekli olup İzmir’e yerleşir, orada yaşayıp orada vefat eder (2023).

Topçu Mehmet beş kızını da evlendirince engelli kızı Halise‘yi alıp
Kırşehir'e taşınır. Kırşehir’de yaşamak onu mutlu etmez, birkaç yıl sonra Mucur' a göçer...Mucur ‘da hem kızı Zekiye hem de Döndü bulunmaktadır...Küçük Köpekli’den göçenlerin yerleştiği yerlerin en önemlisi Mucur’dur...Süvari’nin Mehmet köydeki tarlasını ekip dikmeyi bırakır; köydeki bir çiftçiye icara verir...Yenice Mahallesinde, kızı Döndü’nün evine yakın bir eve yerleşir...

Yetmiş yaşını geçen Süvari’nin Mehmet, Mucur’da cami ile ev arasında idameyi hayat ederek 78 yaşına kadar büyük bir hastalık çekmeden yaşar ...Kızı Halise bu arada dünya sürgününü tamamlayıp ebedi hayata gözlerini açar... Kalabalık bir horanta ile yaşadığı günlerden eşiyle baş başa kaldığı zamana , zorlu savaş şartlarından uzun bir barış dönemine kadar hayatın her türlü cilvesi ile yüzleşmeyi tecrübe etmiş ve umur görmüş bir şahıs olarak musibetler karşısında metanetini ve yaşama sevincini hiç bir zaman kaybetmez...

Önce Dere sokakta yol kenarında iki gözlü bir evde kalır, ardından damadı Hasan’ın evindeki mülhaka taşınır. En azından artık kira ödemekten kurtulmuştur. Ayrıca kızı Döndü’nün eli de sürekli üzerlerindedir...Süvari'nin Mehmet, kış mevsiminin habercisi Kasım ayında grip hastalığına yakalanır, hastalık önce bronşite sonra da zatürreye dönüşür. On gün kadar hasta yatar...Bu zaman zarfında bakımı ile damadı Hasan Özkan ve kızı Döndü ilgilenmektedir...Gerçi karısı Necmiye genel bakım hizmetlerini tedvir eder fakat asıl yük damadının üzerindedir...

1979 yılının Aralık ayında zatürrenin etkisiyle üşüme krizine tutulur. Yatağa yatar ve sıkı sıkıya yorgana sarılır. “Necmiye, Sarı Kekliğim, gel, sırtıma sarıl da beni ısıt, çok üşüyorum “diye dert yanar. Necmiye de yorgana girip sarılır. Aradan bir müddet geçince hırıltısı ve nefes alıp vermesi önce yavaşlar ardından da tamamen kesilir...Necmiye nefesi kesilen ve soğumaya başlayan eşini hafifçe sallayınca öldüğünü anlar ve o meşhur ifadesiyle “ ülenn, ülenn, ülenn öldün mü herif!” ? diyerek Hasan Özkan’ın evine koşar fakat ne fayda...Gazi Mehmet Çavuş çoktan irtihali darı beka eylemiştir...

Cenazesi dualarla, tekbirlerle, göz yaşları ile Hamidiye Mahallesi mezarlığının hemen girişine defnedilir...Kendisinden sonra fani dünyadan ayrılan kızı Döndü ve damadı Hasan’ın yakınında, gümrah çamların altında, bağrını Köpekli dağına doğru vermiş bir şekilde uzun ve sessiz bir şekilde İsrafil (as)'in Sur’a üflemesini beklemektedir...
Allah rahmet etsin...