ÇAĞDAŞLIK MI DEDİNİZ?

Bahara doğru ürkek adımlarla ilerliyoruz. Çünkü önümüzde bayramlar var.

Yağmurları ve soğukları atlatabilmiş değiliz henüz. Bugün 23 Nisan. Bir ay sonra 19 Mayıs. Ben bu bayramı TRT 1’de Alişan ile geçirdim. Çok keyifli ve eğlenceli bir program. Alişan bizden biri. Anadolu insanı. Taşralı. Ruhumuza yabancı değil. Bizi anlayan bir kafa. Türküleri hakeza.

Çayım ve kitabım önümde, çocuklar yanı başımda. Pencereden dışarıyı seyrediyorum. Hava güvensiz! Yağmur ha yağdı, ha yağacak. Çarşıdan gelen kutlama sesleri hakeza. Coşku eksik değil. Televizyon kanalları, sosyal medya her şeyi önümüze koyuyor. Hiçbir şey gizli ve kısıtlı değil.

Nutuklar, gösteriler, yüzyılın başında çocuklarımıza armağan edilmiş bir hatıra… Öğle ezanına kalmadan çarşının yolunu tuttum. Sokak bir başka… Her zaman olduğu gibi bu bayramın da vazgeçilmez neşesi yağmur. Yağmurla gelir bayramlar, bayramları yağmurla ağırlarız biz. Yağmurlar temizler bizi. Ne zaman bayram gelse yağmur gelir. Yağmurları kesilmiş bayramlardan pek hazzetmeyiz, alışkın değiliz yağmursuz bayramlara.

Yağmuru gerçekten severim. Yağmurdan çok yağmurda ıslanmayı da... Islanmak güzeldir. Sevmeyenleri de çoktur. Kızmam yağmuru sevmeyenlere, yağmurlu havalardan hazzetmeyenlere. Kendilerince haklıdırlar ve bu gruba da en çok çocuklar girer. Çünkü bayramlar onların neşesidir. Onların mutluluğudur bayramlar. Bayramlarda eğlenir çocuklar, bayramda bayramlığa dönüşür yüzleri, sözleri, gülücükleri.

Bayramın coşkusunu kim keserse kessin çocuklar sevmez onları. Yağmur da bu gruba girer. Aylar öncesinden hazırlanır çocuklar o neşeli koroda yer alabilmek için. Ruh dünyaları bayrama hasrettir çocukların. Çocukların kendileri de bayramdır aslında; bayrama neşeyle, muhabbetle girerler. Onların olmadığı yerde bayramdan da, bayramın neşesinden de söz edilemez. Bayramlar çocuklar için neşenin, mutluluğun prim yaptığı özel günlerdir. Bu günleri seviyoruz, sevmeyenleri de anlamaya çalışıyoruz, beceremesek de. Ağaçta yaprak, dalda kuş, sebilde su, yüzde tebessüm; evde, caddede, sokakta çocuk aynı güzelliğin, aynı içtenliğin akordudur.

“Balkonlar, çiçeklerle evler, çocuklarla güzeldir” der haminneler. Öyledir. Yağmur gelince çocukların neşesi kaybolur. Güneş kaybolur, türküler kaybolur, sokaklarda bir şeyler eksilir, bir şeyler eksilir sokağımızdan! Eksilen şeylere kızar şairler! Şairler kızarsa gök gürler, güller boynunu büker, hazan sarar kırları, tepeleri, gönülleri… Siyaha döner renkler, renk öbekleri!

“Kim kesti bu neşeli çocukların sesini
Kim susturdu o canım çeşmeleri?”

Her bayram böyle yağmurlarla gelir sokağımıza. Sokağımıza yağmur gelmeden bayram da gelmez. Son birkaç yıldır yağmurlara bir de kadın bacakları eklendi. Ne zaman bir bayram gelse, bir yerlerde bir kadın bacağı vitrine çıkar. Bilenler bilir ama hikmetini anlayabilmiş değilim. Kadın bacağının bayramlarla ne alakası var cidden anlam verebilmiş değilim. Anıtkabir Ziyaretlerinde öne çıkan bir koreografi. Sosyal medyada yer bulan bir sahne: Anıtkabir Ziyaretinde askerlerin selamladığı kadın bacakları herkes gibi benim de midemi bulandırdı. Gazi Hazretlerini ziyarete gelmişsin eyvallah. Açık bacaklarla ziyaret yaptığın zaman, öyle upuzun bacaklarla vitrinleri süslediğin zaman Cumhuriyete kan mı vermiş oluyorsun? Cumhuriyet kadın bacakları üzerinde mi yükseliyor? Çağdaşlığın, modernliğin, batılılaşmanın simgesi kadın bacakları mı oluyor? Eğer öyle olsaydı merhum NECİP FAZIL’ı yıllarca “Kadın Bacakları” ile dövmezdiniz. Her fırsatta o mümin yüreğin burnundan getirmezdiniz! Öyle değil mi?

İmtihana gidersiniz yanınızda kadın bacakları, Anıtkabir’e gidersiniz yanınızda kadın bacakları, stadyuma gidersiniz yanınızda kadın bacakları! İflah olmaz müzmin bir bacak seviciliği hastalığına yakalanmışsınız akla ziya! İçiniz dışınız fitne fücûr dolu!

MEHMET RAUF’a son yıllarında felç gelmişti. Sağ yanı ve sol kolu tutmuyordu. “EYLÜL” yazarı bir gün yeni romanını tefrika için eşi Muazzez Hanım’la AKŞAM GAZETESİ YAZIHANESİ’NE gelir. Muazzez Hanıma tutunarak yürüdüğü için eşini, “Bu benim sadece karım değil aynı zamanda sağ kolumdur!” diye takdim eder.

Her bayramda, her önemli günde bir yerlerde mutlaka bir kadın bacağı şovunuz patlak verir. Ha şunu da unutmayın, kimsenin umurunda değilsiniz! Akıp duruyorsunuz lağım çukuru gibi, sadece mide bulandırıyorsunuz! Ancak bunca “kadın bacağı” seyrettirmeyi bir marifet bellediğinize göre sormadan edemiyor insan: “Sizin sağ kolunuz mu oluyor bu “Kadın Bacakları!”