AH SARIKAMIŞ AH!

İbrahim Düğer: "Sarıkamış’ta Düşman Değil Soğuk Yendi"

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, yirminci yüzyılın başında Emperyalist Güçler tarafından dünya yeniden şekillenirken, hedefteki ülke Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasıydı. Balkanlardan başlayıp Yemen, Hicaz, Filistin ve Şark cephelerine dek yıllarca süren savaşlar ile Osmanlı İmparatorluğu ekonomik yönden zayıf düşmüştü.

Bu durumdan istifade eden Rusya, Ermenileri de kışkırtarak doğudan bize saldırttı. Ancak Sarıkamış Harekatı’nda bizi düşman kuvvetleri değil, Allahuekber Dağları’ndaki amansız soğuk kış şartları mağlup etti.

Kafkasya’da Batum, Tiflis, Azerbaycan ve Şark cephesinde Kazım Karabekir Paşa’nın komutasında savaşan; ardından bu cepheden alınarak Yunan cephesine kaydırılan kuvvetlerle İstiklal Harbi’nde savaşan, sonra terhis olan babamın teyzesinin oğlu Bekdikli 1894 doğumlu Nafi Çavuş, bu olayları gözleri dolarak anlatırdı:

"Biz Sarıkamış’ta hiçbir zaman düşmana yenilmedik. Bizi ekonomik sıkıntı, kış şartları ve içimizdeki düşmanla iş birliği hâlindeki hainler yıktı. Her cephede binlerce şehit verdik ama oralarda göğüs göğse savaştık. Sarıkamış öyle değil dedi, derin bir of çekerek Allahuekber Dağları’nın amansız karı ve ayazını anlattı. Bir günde soğuktan donarak doksan bin Mehmetçik, kardan kefen giyerek şehit olup ebediyete yürüdüler."

O günleri bizler gördük, yaşadık. Allah bir daha ülkemize öyle bir harp yaşatmasın diye anlatırken bizler çok duygulanırdık. Bir canlı tarih olarak o günleri bize anlatan Nafi aslan amcama bu cennet vatan için canını feda eden tüm şehitlerimize Allah rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun.
1905 doğumlu olan babam Bekdikli Lütfü Ağa teyzesinin oğlu Nafi Çavuş ile Sarıkamış’ı anlatırken o zaman Almanlar ile müttefik olduğumuzu ama müttefiklikte samimi olmadıklarını anlattı. 1917’de başlayan Lenin Devrim ile Rusya’da iç huzursuzluk başlayınca Azerbaycan’da müttefik olduğum alman güçleri ile karşı karşıya çarpıştığımızı babam anlatırken onların Kafkas petrollerinde gözleri var orada niyetlerini ortaya koydular. 1965’de ortak pazar sonrası Avrupa ekonomik topluluğu şimdi de Avrupa birliği olan bu topluluğun bizi aralarına almayacaklarını haçlı zihniyetine bağlı bir Hristiyan topluluğu olduğunu babam söylemişti. Şimdi oynanan oyunlar aynı sadece figüranlar değişik. 86 milyon Türk milleti olarak aklımızı başımıza almamamız gerekir. Ve bende şiirimle diyorum ki Ah Sarıkamış…


SARIKAMIŞ

Sarıkamış denen serhad da şehir,
Kışı çok çetinde ayazı zehir,
Vatan savunması olmaz ki tehir,
Askerin sefere gittiği yerdir,
Doksan bin yiğidin yattığı yerdir.

Kesildi dermanlar, dizler yoruldu,
Birer birer mevzilere serildi,
Kınalı kuzular kurban verildi,
Dağların Mehmedi yuttuğu yerdir,
Doksan bin şehidin yattığı yerdir.

Dul kaldı gelinler, ocaklar söndü,
Issız yuvalara baykuşlar kondu,
Ağıtlar yakıldı, yürekler yandı,
Analara çığlık attığı yerdir,
Doksan bin yiğidin yattığı yerdir.

Allahu Ekber’i bir tufan sardı,
Binlerce fidanı bir günde kırdı,
Mezarlar taşı dahi kefenlerde,
Mehmedin şehadet tattığı yerdir,
Doksan bin şehidin yattığı yerdir.

İbrahim’in der ki sözler bitmiyor,
Yazmak istiyorum, kalem yetmiyor,
Sarıkamış aklımdan gitmiyor,
Kardelen çiçeğim tuttuğu yerdir,
Doksan bin şehidin yattığı yerdir.