

| ||||||||||
| ||||||||||
EN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR
HABER ARASON YORUMLANANLARKAYAN HABERLERULUSAL HABERLERÖNEMLİ LİNKLERŞiir ve..
|
"Gök buğdayların yüreklere düşen acısı"
22.Kasım.2011, 11:03 Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik, ama bu arada basit bir sanatı unuttuk; kardeş olarak yaşamayı. (Marten Lunter King) Şu birkaç haftadan beri canımız çok ama çok yandı. Şehit haberlerini peş peşe alıp sarsılmışken, depremle daha bir sarsıldık ki, ne sarsılmak... Deprem Van'da değil sanki yüreklerimizde olmuştu. Ancak inanıyorum ki, bu acılardan da daha bir güçlenerek filizleneceğiz. Önemli olan düşmemek değil, düştükten sonra kalkabilmektir. Geçtiğimiz günlerdeki şehitlerimizden birisi de Kırşehir İlimizdendi. Defin töreninden bir kaç gün sonra, bir kaç arkadaş ile birlikte taziye ziyaretine gittik. Şehit annesini yanıma aldım. Tarifsiz, anlatılmaz bir acı. Ne, nasıl teselli edebilirim diye düşündükçe, çaresizliğim katlanarak artıyordu. Annenin yüreğindeki ateş, alev alev olmuş aldığı her nefeste hissediliyordu. Bir ara gözleri buğulu, uzaklara dalan anne; -“Yavrumun şehit olacağını bir gün önce hissettim. O gün bir şeyleri bahane edip yavrumun sesini duymak istedim. 5-6 defa telefon açtım, konuştuk. Telefonu kapattığım anda sesini özlüyordum. En son aradığımda saatler 23.30'u gösteriyordu. Ciğerparem daha uyumamıştı, bana “Anam yarın görev var, erken kalkmalıyım” deyince, “Tamam evlat sen uyu, uykusuz kalma, Allah'a emanet ol” dedim. En son sesini duyuşum da o oldu. Ertesi gün üzerimde değişik bir hal vardı. İçim inanılmaz sıkılıyor, yerimde duramıyordum. Huzursuzluğum her geçen dakika katlanarak artıyordu sanki. Evladım, çaresizce sarıldığım telefonlarıma cevap veremiyordu. İçime bir taş oturdu. Kuş olup uçmak, evladımın yanına konmak geliyordu içimden. Çaresizlikten elim kolum külçe gibi olmuştu. Düğüm düğüm olan boğazımdan yutkunamaz hale geldim. Dualar dökülüyordu dilimden, “Allah’ım darda olanlara yardım et...” Öğle namazının farzını kılarken, oğlumun şehit olduğunu hissettim. Acısı ciğerlerime dökülmüştü. Evladım şahadet şerbetini içmişti. İçimin lime lime eridiğini hissettim. Dizlerim beni taşıyamıyordu artık, olduğum yere yığıldım. Bütün gün gelecek bir haber bekledim. Hava kararıyordu, ancak gelen giden olmadı. Yatsı ezanı okunmaya başladı. Ya haber gelirde namazımı kılamazsam diye düşündüm. Ezanın bitmesini bile beklemeden namaza durdum. Daha namazın farzını kılarken peş peşe arabalar durdu kapıda. Çıkamadım, selam veremedim bu defa da. Mümkün olsaydı da, zamanı durdurabilseydim keşke. En son telefondaki sesi kulaklarımda hala. “Evlat! ben sana uyu dinlen dedim de, uyu da uyanma mı? dedim” diye iniltiyle çıkan sesi öylesine derinlerden çıkıyordu. Öylesine kederliydi ki, evlat acısının ateşi ile iliklerime kadar eridiğimi hissettim. Teselli edecek hiç bir söz yoktu. Çaresizce, kontrolsüzce akan gözyaşları içinde annenin ellerini tutabildim. Işığı sönmüş gözlerle bana bakarak “Yavrum hiç kimseyi kırmazdı, herkesi gönüllemeye çalışırdı. Yavrumun yavrusu daha 2 yaşında. Bitsin artık bu acılar, bizimki son olsun, başka analar ağlamasın” dedi. Tam karşımda şehidin babaannesi oturuyordu. Belli ki, dermanı olmayan bacaklarını battaniye ile ısıtmaya çalışıyor, feri kalmamış gözlerini havaya kaldırıp öyle bir off çekiyor ki, yüreğinin acısı insanı yıldırım gibi çarpıyordu. Bir can şehit oluyor, ancak etrafındaki sevdikleri, yakınları onunla birlikte diri diri toprağa gömülüyordu. Bu güzel ülkemiz hiç rahat bırakılmadı. Şehidimizin halasının söylediği bir söz çok anlamlıydı; “Genç ölüm, göğ buğday hasadı gibidir.” dedi. Gün geçmiyor ki, gencecik fidanlarımızın acı haberlerini alıyoruz. Neden bu kavga? Ne zaman dinecek akan bu kardeşkanı? Sabırlar tükeniyor, Rabbim yardım et. Geçenlerde lise 2. sınıfta okuyan bir şehit kızıyla sohbet ettim. Daha doğrusu tanımaya çalıştım. Daha beni görür görmez ağlamaya başladı. Bir taraftan gözyaşlarını silmeye çalışıyor, bir taraftan hıçkırıyordu. “Babanı kaybettiğinde kaç yaşındaydın?” diye sordum. Hıçkırıklarla tıkanan boğazından zor çıkan bir sesle “daha doğmamıştım” dedi. “Nasıl babanı hiç görmedin mi?” soruma, çaresizce başını sallayarak “babam şehit olduğunda annem bana hamileymiş” diyebildi. O acıyla her zerresi kavrulmuştu sanki yavrucağın. -Yaşayan ölü- böyle bir şey olsa gerek diye düşündüm. Hiç tanıyamadığı babasının özlemini çekiyordu. Ona hiç sarılamamıştı, hiç öpememişti, hiç elinden tutamamıştı. Hep yaşamında bir şeyler eksik kalmıştı ve kalacaktı. Hiç bir zaman da doldurulamayacak kocaman bir boşluk. Şehit haberleriyle birlikte depremde enkaz altında kalanların görüntüleri birbirine karıştı adeta. Bu haberlerle acılarımız daha bir katlanarak artmış, gözyaşlarımız hiç dinmez olmuştu. Ancak, Van’daki deprem sonrası yaşananlar bana çok manidar geldi. Türkiye tek yürek olmuştu. Bu yüreğin ırk, cins, köken farklılığı yoktu. Yürek ’’insanlık’’ adına atıyordu. Doğusu, batısı aynı acı çığlıkla yankılandı. Aynı vücuttaki iki elin çıkardığı ses gibiydi. Enkaz yığınlarını tırnakları ile kazıyan insanlar, aslında kardeşliğin üzerine çöreklenmiş çamuru kazıyorlardı. Kimi kabanını, battaniyesini, Vanlı kardeşine gönderirken bir de cebine not iliştiriyor “Sizleri seviyoruz” diye. Bizler bütünün parçasıyız, bütüne saygısızlık etme hakkımız yok. Bu yaşanan acılar unuttuğumuz kardeşliğimizi filizlendirecek, pekiştirecek diye düşünüyorum. İnsanın insana bağlılığı, taşları birbirine kenetlenmiş, iç içe geçmiş, birbiriyle hemhal olmuş duvarlar gibidir. Bu bağın harcı sevgi ve güvenle oluşuyor. Kardeşliğimizi sarmalayan bu duvar hiç bir zaman yıkılmaz, yıkılmayacak da. Birbirini çekemez insan ne diye? Kinle dolmuş cihan ne diye? Allah bir, din İslam, mümin kardeşiz; Ben sana, sen bana düşman ne diye? (Sadi) Gülmek varken surat asmak niye, güldürmek varken ağlatmak niye, güzel söz söylemek varken kalp kırmak niye, kardeşlik varken düşmanlık niye? Bazen dertler sağanak sağanak üzerimize yağar, ancak rengârenk gökkuşağı da yağmurdan sonra süzülür semalarda. Gökkuşağımızın çıkması yakındır. Doğudan batıya rengarenk. Kardeşlik rüzgârının hepimizi kucaklaması dileğiyle. Bu haber 272 defa okunmuştur.
|
SON YORUMLANANLARSON YORUMLANANLAR
|
||||||||
|
Sitemizde yazılan köşe yazılarından yazar sorumludur.
Kaynak Göstermeden Kullanmak Yasaktır. Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||